8 Mart: Ateşten Doğan Bir Çığlığın Adıdır

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü; çiçeklerle süslenmiş bir kutlama günü değil, tarihin en ağır bedellerinden birinin anıldığı ve eşitlik mücadelesinin yükseltildiği gündür. Çünkü 8 Mart, yakılarak öldürülen kadın işçilerin küllerinden doğan bir direnişin adıdır.
Sinir sinir ki ne sinir…
İnsan gerçekten sinirlenmeden edemiyor.
Her yıl aynı sahne.
Aynı yüzeysel sözler.
Aynı içi boş mesajlar.
Bir bakıyorsunuz;
koca koca ilanlar…
“8 Mart Dünya Kadınlar Gününüzü Kutlarız.”
Kutlarız!
İnsan sormadan edemiyor:
Neyi kutluyorsunuz?
Bir yangını mı?
Bir katliamı mı?
Yoksa kadın emeğinin tarih boyunca maruz bırakıldığı sömürüyü mü?
Çünkü 8 Mart bir bayram değildir.
Bu gün;
alışveriş merkezlerinin indirim günü,
çiçek dağıtma töreni,
ya da sosyal medyada süslü cümleler kurma günü hiç değildir.
8 Mart, ateşten doğmuş bir gündür.
Tarihin karanlık sayfalarından birini açalım…

Yıl 1857.
Yer New York.
Bir tekstil fabrikasında çalışan yüzlerce kadın işçi…
Günde 16 saate varan çalışma…
Yoksulluk…
Eşitsizlik…
Ve insanlık dışı koşullar…
Kadınlar bir gün ayağa kalktı.
“Artık yeter!” dediler.
Ekmek için…
Onur için…
İnsanca çalışma koşulları için greve çıktılar.
Ama patronların ve düzenin cevabı adalet olmadı.
Kapılar kilitlendi.
Sonra o fabrikanın içinde yangın çıktı.
Alevler büyüdü.
Duman yükseldi.
Kapılar açılmadı.
İçeride kalan kadınların çığlıkları,
tarihin en ağır utançlarından biri olarak gökyüzüne yükseldi.
129 kadın işçi…
Yanarak öldü.
129 hayat.

















































