Haberi dinleyebilirisiniz!

JAPON KÜLTÜRÜNE SAYGI VE GEYŞALAR

MELAHAT ERTEN TEKEŞİN 

Japonya’nın yeni başkenti Tokyo’dan eski başkenti Kyoto’ya yolculuğumuz süper hızlı trenle oldu. Süper hızlı tren çok konforlu, çok rahat. Japonların kültürlerine gösterdikleri özen ve insan saygısına hayran kalmamak mümkün değil. Görevlilerin tümü takım elbiseli ve her kompartıman kapısından içeriye girerlerken yolcuları selamlıyarak diğer kompartımana geçiyorlar.

Kyoto, Tokyo’ya göre daha mütevazi bir şehir görünümünde. Japon geleneklerini yakın takibe almak üzere lokantanın birinde yerimizi ayırdık. Japonların geleneksel yiyecek içecek mekanlarında, seksen yaş üstü şef garsonlara rastlamanız mümkün, bunun canlı örneklerini, bize hizmet verirlerken görmüş olduk.

 Mutfak olarak düzenlenen bölümleri boydan boya tezgah ve tezgahların önlerine, tabure yerine özel dizayn edilmiş yüksek koltuklar ve koltuklarda müşteriler yerlerini alıyorlar. Şefler de müşterilerin gözleri önünde yemekleri hazırlıyorlar.

Şeflerin ve yardımcıların saçları asker traşı gibi kesilmiş, maskeleri ve eldivenleri mutlaka var.

Et türü yemek ısmarladıysanız, hangi boyutta et yiyeceğinizi,hazırlık öncesinde, tabak içinde getirip gösteriyorlar. Onay verdiyseniz,etler pişiriliyor. Bazı sebzeler gözünüzün önünde kızartılıyor, ama size ne kokusu geliyor ne de aspirator sesini duyuyorsunuz.

Bazı geleneksel restoranlarda ise seçeceğiniz menüde, kendinizin pişirme seçeceğini sunuyorlar.

“Nasıl yani, eti biz mi pişireceğiz?” düşüncesi sizi şaşırtıyor. Gelen tabaktaki etler, yarım cm kalınlığında, çiğ sebze eşliğinde önünüze getiriyorlar. Pişireceğiniz tencerenin altında, yuvarlak mumluk gibi bir kabın içinde muma benzer bir madde var, ama mum değil. Garson, tencerenin suyunu kaynatacak kokusuz maddeyi yakıyor. Yanan madde, her neyse saniyeler içinde suyu kaynatıyor. Siz sebzeleri ve etleri içine atıyorsunuz. Etin renginin dönmesinden piştiğini anlayıp tabağınıza alıp afiyetle yiyorsunuz.

Bazı restoranlarda ise önceden randevü alıyorsunuz, beş dakika gecikme süreniz var, gacikmenizi haber vermediyseniz randevünüz iptal oluyor.

Benim rehberim, kızım Evrim olduğundan bütün meşakkatli işleri o halletti. Aklıma gelmişken söyleyeyim, bazı geleneksel restoranlara, ayakkabılarınızı çıkarıp giriyorsunuz. Japonlar, hizmet verdikleri alanlarda, bahşiş almayı, aşağılanma ve hakaret sayıyorlar; özellikle geleneksel yiyecek içecek mekanlarından uğurlarken evlerine gelen misafirleri gibi, kapıya kadar gelip uğurluyorlar.

Ara sokaklarda, restoran önlerinde, uzun kuyruklara mutlaka rastlıyorsunuz, fazla uzun kuyruklar, aynı zamanda kalitenin de habercisi gibiler.

Şimdi de sizlere çok merak konusu edilen “Geyşa Kültürü’nden bahsetmek istiyorum.

Kyoto’ya geldiğimiz ikinci günün sabahında,  geyşa kültürünü öğrenmek üzere, geyşa çay törenine biletimizi aldık.

Kyoto’da geyşalara “Geiko” deniliyor. Çırak geyşalara da “Maiko” deniliyor. Bize gösteri yapan çırak geyşanın adı, “Kanosono” idi.

Çırak geyşalar, on beş yaş cıvarı geyşa olmak üzere müracaat ediyorlar.  Geyşa çırağı yani “Maiko” olmak için yedi yıl eğitim süreleri sürüyor. Bu eğitimin içinde, Japon dansı, enstrüman, şarkı söylemek, zerafet gibi birçok eğitim yer alıyor.

Çırak geyşalar yani “Maikolar” çıraklık dönemlerinde (“Geiko” olana kadar) “Okiyo” denilen geyşa evlerinde yaşıyorlar. Bu dönemde, romantik illişki yaşamaları yasak. Okiya evlerinde, o evden sorumlu bir kami-san var (evin annesi) onların himayesinde yaşıyorlar.

Maikolar, hep geleneksel kıyafetler ve saç ile dolaşmak durumundalar. O yüzden, özel kıyafetlerini ve saçlarını özel bir kuaför yapıyor. Saçlarını, bir hafta boyunca bozmadan kullanmaya çalışıyorlar. Geleneksel ortamlarda bulunuyorlar, her türlü halka açık yerlerde bulunmaktan imtina ediyorlar.

Bizim katıldığımız  çay gösterisinde, maiko, dans gösterisi ve şarkı sunumunu yaptıktan sonra, çay nasıl karıştırılır ve nasıl ikram edilirin gösterisini sergiledi. Önümüze koydukları fincanlara, bambu kaşıklarından iki öiçü çay tozunu fincana aktardık, ardından sıcak suyu ilave ettik. Bambu kamışından, erkeklerin traş fırçasına benzer bir aparatla, önden arkaya doğru estetik hareketlerle çay karıştırma egzersizini Kanosono ile birlikte tamamladık.

Ardından, geyşa kültürü hakkında, merak edilen sorular bölümüne geçildi.

İzleyicilerin ilginç sorularına, çırak geyşa, “Kanosono” aynı yanıtları veriyordu.

“Ben bu mesleği seçtim, çünkü, “Japon Kültürü’ne hizmet vermek istiyorum” Açıklamalarındaki temalar, hep bu doğrultudaydı.

“Japon Kültürü’ne hizmet ve ona saygıda kusur yapmamak. Aslında, tüm ülke insanlarında, kültürlerine saygıda kusur yapmama, bariz bir şekilde hissediliyordu.

Tesadüf bu ya, yakında izlediğim bir filmde, baş karakter oyuncusu, şöyle bir cümle kurmuştu: “Japonlar, dünyadaki en tanrısal ırkdır.”

Bence de Japonlar, Japon Kültürü’nü muhafaza etmeyi ve ona saygıyı, tanrısal bir görev olarak kabul ediyorlar. Ne diyelim?Darısı, canım ülkemin başına…Saygılarımla…

Melahat Erten Tekeşin