Türkiye Ekonomisi: Sıcak Para Tuzağında Çıkış Var mı?

Türkiye’ye dışarıdan gelen sermayenin büyük bir kısmı, uzun vadeli yatırımlardan çok, kısa vadeli spekülatif hareketlerle ülkeye giren ve hızla çıkan “sıcak para”dan oluşuyor. Peki, bu ekonomik model bizi nereye götürüyor? Son yıllarda doğrudan yatırım amacını taşıyan sermaye Türkiye’ye gelmekten vazgeçtiği gibi, elindeki varlıkları satarak çıkış yapmaya çalışıyor.

AKP iktidarı döneminde yeni, istihdam yaratan sanayi tesisleri mi gördük? Hayır! Bunun yerine devasa kamu kaynaklı yatırımlar yerine inşaat sektörüne ağırlık verildi. Ancak köprüler, otoyollar ve gökdelenler kalıcı istihdam sağlamaz. Oysa üretim ve sanayi yatırımları uzun vadede ekonomiyi büyütür ve istihdamı artırır.
Daha da kötüsü, Cumhuriyet döneminde kurulan ve binlerce kişiye iş sağlayan kamu kuruluşları “ver kurtul” mantığıyla adeta yok pahasına satıldı. Peki bu satışlardan elde edilen gelirle ne yapıldı? Yeni üretim tesisleri mi açıldı? Hayır! Tam tersine, örneğin şeker fabrikaları satıldı ve ardından dışarıdan şeker ithal edildi. İşte sıcak paraya dayalı, sürdürülemez ekonomik büyüme modeli bizi bu noktaya getirdi.

Bugünler, belki de en iyi günlerimiz! Enflasyonu yalnızca talebi daraltarak, vergileri artırarak ve fiyatları yükselterek düşürmeyi planlayan ekonomi yönetimi, yıl sonunda hüsran yaşayacak. Çünkü bu yöntem hiçbir gelişmiş ülkede uygulanamaz.
Peki, çözüm nedir? Muhalefetin kamucu, eşitlikçi, sosyal adaletçi ve kalıcı istihdam yaratan bir ekonomik modeli toplumun önüne koyması gerekiyor. Fakirleşen toplumlar, iktidarların en kolay yönettiği toplumlardır. Sadaka ve yardım kültürüne dayalı ekonomi anlayışı, demokrasi ve üretime dayalı bir büyüme modeline terstir. Nitekim, siyasal İslam’ın güçlü olduğu ülkelerde sadaka kültürünün yaygın olması tesadüf değildir.

Türkiye’de ekonomi planlı bir şekilde yönetilmediği, üretime dayalı bir büyüme stratejisi oluşturulmadığı sürece krizlerden çıkış mümkün değildir. Ancak halkın bilinçli bir tercih yaparak, üretimi ve istihdamı merkeze alan, sürdürülebilir bir ekonomi modelini benimseyen bir iktidara yönelmesi kaçınılmazdır. Türkiye için gerçek kurtuluş, inşaat ve borç ekonomisinin yerine üretim ve sanayiye dayalı bir model benimsemekten geçmektedir!
















































