ATÜRK “BÜYÜK TAARRUZ”U ANLATIYOR

Bir milletin kaderi, bazen tek bir sabaha sığar. Türk Milleti’nin bağımsızlık destanının zirvesi olan 26 Ağustos 1922 sabahı, işte o sabahlardan biridir. Mustafa Kemal Atatürk’ün deyişiyle:
“Bize, içinde düşman bulunan bu vatanı miras bıraktılar.”
O mirası temizlemek, tarihin bize yüklediği en kutsal görevdi.
20 Ağustos 1922
Türk askerleri düşmana sadece 400 metre yaklaşmış, emir bekliyordu. Atatürk, bu kritik günleri kendi ağzından şöyle anlatıyor:
“Genelkurmay Başkanı 13 Ağustos’ta cepheye gitmişti. Ankara’yı terk ettim. Hareketimi birkaç kişiden başka bütün Ankara’dan gizledim. Benim kaybolacağımı bilenler burada imişim gibi davranacaklardı. Hatta benim Çankaya’da çay ziyafeti verdiğimi de gazetelerde ilan edeceklerdi. Trenle hareket etmedim. Bir gece otomobil ile Tuz Gölü üzerinden Konya’ya gittim. 20 Ağustos günü öğleden sonra Batı Cephesi Karargâhı’nda yani Akşehir’de bulunuyordum. 26 Ağustos 1922 sabahı düşmana taarruz için Cephe Komutanı’na emir verdim.”

26 Ağustos 1922 – Kocatepe’de
O sabah, saat 05.30’da topçu ateşiyle Büyük Taarruz başladı. Başkomutan Mustafa Kemal, Kocatepe’deydi. Orası, tabiatın adeta Türk ordusuna sunduğu bir taht gibiydi. 1900 metre yükseklikte, bütün sahaya hâkim, düşmanı göz altında tutmaya elverişli bir zirve.
Atatürk anlatıyor:
“Tınaztepe bütün mevzilerin kilidi derecesinde önemli bir yerdi. Bundan dolayı bütün topçularımız bu noktaları ateş altına alacak şekilde yerleşti. Topçularımız gece mevzilerine girdiler, güneş doğmadan ateşe başladılar. Askerî hayatımda bu kadar mükemmel bir topçu ateşi çok az gördüm.”
Bir İngiliz subayının, “Türkler bu mevzileri 4-5 ayda geçemezler” dediği hatırlatıldığında, Türk ordusu o mevzileri bir saatte yerle bir etmişti.
Tel örgülerden süngüyle aşarak geçen askerleri gören Mustafa Kemal, alaycı bir tebessümle sorulan bir soruyu hatırlar:
“Bu tel örgüsünü nasıl geçebilirsiniz?”
Ve yanıtını cephede gösterir:
“İşte böyle, ayaklarını kaldırır ve geçerler.”
![]()
Çiğiltepe’nin Dramı
Büyük Taarruz’un en hüzünlü anılarından biri ise Albay Reşat Bey’in trajik sonudur. Atatürk sorar:
“Niçin hedefinize ulaşamadınız?”
Reşat Bey, “Yarım saat sonra ulaşacağız” der. Ama sözünü tutamayınca, verdiği sözün ağırlığıyla intihar eder. Ona sonradan “Çiğiltepe” soyadı verilir.
27 Ağustos 1922 – Afyon’un Kurtuluşu
Öğleden sonra saat beşte 8. Fırka muzaffer olarak Afyonkarahisar’a girer. Düşman kenti ateşe verir; fakat Türk askerinin hızla yetişmesiyle yangın yayılmadan söndürülür.
Atatürk, süvariler için şu sözleri söyler:
“Atlılarımızın burada gösterdiği kahramanlık, düşüncenin üstündedir ve anlatılamaz.”

Bu destansı günleri Nazım Hikmet dizelerinde ölümsüzleştirmiştir:
“Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu.
Bıraksalar, ince uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı.”
Bugün, Büyük Taarruz’un 103. yılında bir kez daha anlıyoruz:
O sabah yalnızca bir ordunun değil, bir milletin kaderi değişti.
Ve Atatürk’ün dediği gibi:
“Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.”















































