Çağların Lideri Atatürk ve Günümüzün Siyaset Gerçeği

Çağların lideri Mustafa Kemal Atatürk’ü, başka liderlerden ve sadece tesadüfen ülkelerinde iktidarı ele geçirmiş parti yöneticilerinden ayıran çok temel bir özellik vardır. O da; Atatürk’ün ülke çıkarlarını daima en önde tutması, geleceği öngörmesi, somut gerçekleri kavrayarak ona göre adım atması, çözüm üretmesi ve çağdaş bir yönetim tarzı geliştirmiş ender liderlerden biri olmasıdır.
Oysa geçmişte ve günümüzde, kayda değer bir özelliği olmayan; sıradan düşlerini gerçek dünyanın üzerine inşa etmeye kalkışan, aklı hırslarının önüne geçmiş, bir şekilde toplumda iktidarı ele geçirmiş siyasi liderlerle doludur dünya. Bu liderlerin çoğunda ne güçlü bir altyapı, ne dünyayı okuyacak donanımlı bir bilgi birikimi vardır. Onlar; ihtiraslarının, cehaletlerinin ve kurdukları hayal dünyalarının esiri olarak kendi doğrularını toplumlarına dayatmaya kalkışır, ülkelerine büyük kötülükler yaparlar.

Geri kalmış toplumlarda din, etnik kimlik ve mezhep farklılıkları siyaset malzemesi hâline geldiğinde ise sonuç çoğu kez değişmez: Tek kişilik bir diktatoryal yönetim anlayışı ortaya çıkar. Bu tür liderler, hakça paylaşım ve güzelliklerin peşinde olmak bir yana, ihtirasları uğruna despotlaşır. Tarihsel meşruiyet gibi kavramlara sığınarak kendilerine “doğal yaşam alanı” yaratmaya çalışır, saldırganlaşır ve tüm toplumu tutsak ederler. İşte popülizm, tam da bu topraklarda verimli bir zemin bulur. Ve en sonunda, en tehlikeli sonuç olan faşizm bu toplumlarda kök salmaya başlar.

İnsanlık tarihi, kitlelere ardı ardına pazarlanan argümanlarla, başkalarının oluşturduğu hayal dünyalarına kapılan toplumların nice felaketlere sürüklendiğinin örnekleriyle doludur. İlk çağlardan bu yana, kitlelerin düşmanlaştırıldığı, hedef gösterildiği, günümüzün tabiriyle seçmen kitlesinin konsolide edildiği sayısız trajedi yaşanmıştır. Ve çoğu zaman kitleler, sorgulamadan, kendilerine yeni bir oyunda verilen rolleri rahatlıkla oynayagelmişlerdir.

Türkiye bugün bir yol ayrımındadır. Ya demokratik bir cumhuriyet hayali için kitleler çaba gösterecek ya da uluslararası tekellerin ve emperyalizmin önlerine koyduğu tiyatroyu, sebep-sonuç ilişkisini sorgulamadan, “çekirdek çitleme” modunda izlemeye devam edeceklerdir.
Bu uzun süredir sahnelenen ve devam edecek oyunda, ikinci sınıf aktörlerin çokluğu toplum için ciddi bir tehdittir. Filmin patronları her an aktörleri kolayca değiştirebilir, yerine yenilerini bulabilir.
Buradan sağlıklı bir çıkışın yolu bellidir: En büyük görev yine halka düşmektedir.
















































