Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

Gerçek Güç Adalettedir

Yazmak bazen zordur. Özellikle konu, duygularımızı yoğun biçimde etkiliyorsa… Söylemek istediklerimizi sadeleştirip anlaşılır kılmak kolay olmuyor.
Bugün paylaşacağım konu da tam olarak böyle.
Ergun Ok’un dikkat çektiği bir noktadan yola çıkarak, Kuşadası’nda yaşanan bazı olaylara değinmek istiyorum.

İnsan, kolektif bir varlıktır. Günümüzde bilim, maddenin yapı taşlarında bizi ve evreni birbirine bağlayan görünmez iplikçikleri –sicim teorisini– anlamaya çalışıyor. Sosyal deneyler de kilometrelerce uzaklıktaki insanların duygusal etkileşim içinde olabileceğini gösteriyor.
Ne yazık ki biz, bu bağlantıyı zayıflatan ve toplumsal bağları aşındıran örneklerle karşılaşıyoruz.

Kuşadası’nda bir süredir, yerel yönetim uygulamaları üzerinden toplumun farklı kesimlerinde rahatsızlık yaratan gelişmeler konuşuluyor.
Kültür-sanat çevrelerinden esnafa, partililerden kent emekçilerine kadar birçok insanın, yaşadığı olumsuz deneyimleri dile getirdiğine tanık oluyoruz.
Bu iddialar arasında, görev yetkisinin kişisel alanlara müdahale edecek biçimde kullanıldığına dair ifadeler de var.
Elbette bunların her biri, ilgili kurumlarca ve hukuk yoluyla aydınlatılması gereken konular.

Kentimizde, sanatçılar Rahmi Dilligil ve Şebnem Dilligil’in yaşadığı sürecin benzeri örneklerin varlığı, toplumun vicdanında yankı buluyor.
Kültür ve sanat insanlarına yönelik tutumlar, sadece bireyleri değil, kent kültürünü de etkiliyor.
Zira sanat, bir toplumun aynasıdır.

Bu noktada akla şu sorular geliyor:

1. Yerel yöneticiler, bu gücü kimden ve ne amaçla alıyor?

2. Partilerin etik ilkeleri, bu tür iddialar karşısında nasıl bir denetim mekanizması öngörüyor?

3. Bir siyasi kimlik, eleştiriden muaf tutulabilir mi?

Kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığı, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleriyle açıklanmalıdır.
Bu sorumluluk sadece devlet kurumlarının değil, aynı zamanda o kişiyi göreve getiren siyasi yapıların ve seçmenin de omuzlarındadır.
Cumhuriyet Halk Partisi, “halkın partisi” olduğunu söylüyorsa; öncelikle kendi içinden başlayarak hesap sorabilmeli, yanlışları ayıklayabilmelidir.
Aksi hâlde, güzel söylemler gerçeği değiştirmez.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk,
“Sanatçı, toplumda uzun çalışma ve çabalardan sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.” demiştir.
Ayrıca tiyatronun yalnızca bir eğlence aracı olmadığını, “bir ulusun fikrî seviyesini, yaşayışını ve zevkini yansıtan büyük bir sanat dalı” olarak tanımlamıştır.
Ve en önemlisi:
“Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz; fakat sanatkâr olamazsınız.”
Bu sözler, siyaset ile sanatın sınırlarını çizer niteliktedir.

Kuşadası’nda yaşanan süreçler, bu sözleri yeniden hatırlatıyor.
Gerçek güç, elinde makam bulundurmakta değil, o makamı adaletle kullanmaktadır.
Adaleti gözetmeyen güç, er ya da geç zayıflar.
Tıpkı sabun köpüğü gibi…

Sanatçılar, fikirleriyle ve üretimleriyle kalıcıdır.
Onların değerini geçici makamların, geçici güç gösterilerinin gölgelemesi mümkün değildir.
Rahmi Dilligil ve Şebnem Dilligil başta olmak üzere tüm sanat emekçilerine saygı ve geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.
Onların yüreğinde, halkın sevgisinde yıkılamaz bir yer var.

Gerçek güç, korkudan değil, adaletten doğar.