GERÇEKLERİN ER GEÇ ORTAYA ÇIKMAK GİBİ BİR HUYU VARDIR…

“Toplumların kaderini çoğunluklar belirlerken, çoğunlukların bakış açısını azınlıkların belirlediği bir dönemde yaşıyoruz. Kuşadası’nda bir avuç imtiyazlı azınlığın konuları nasıl çarpıtarak emek verenlere, hizmet edenlere zarar verdiğini anlatmaya geliyorum.”
17 Temmuz 2023’te canlı yayınlara başlamadan önceki tanıtımda amacımı bu sözlerle ifade etmiştim.
Bu amaçla bir seri canlı yayın yaparak kamuoyunu aydınlatmıştım. Bu yayınlar halkta karşılığını bulmuş ve seçimlere muhalif oylar olarak yansımıştı.
Ancak ne yazık ki menfaat birlikteliği olan bir avuç azınlık, ele geçirdikleri yayın organlarında bu konuya asla yer vermediler.
Üç yıl önce bu yayınları yapmamı sağlayan Yeni Haber ekibine yürekten teşekkür ediyorum. Yayın esnasında asla müdahale etmediler ve gerçeklerin konuşulabildiği bir platform oluştu.
Aradan üç yıl geçtikten sonra Egeden Medya Haber ile yollarımız kesişti. Egeden Medya Haber’de köşe yazarı olma onuruna sahip oldum.
Egeden Medya Haber Ailesi’nde sadece gerçekleri belgeleriyle halkla paylaşmak ilkesiyle yayınlara ve yazılara devam edebilmek benim için gurur verici.
Geçmişte bu kentte siyasetin ve menfaat ilişkilerinin çarkları arasında “İNSAN” olduğumuz gerçeği unutularak, kimliğim kişiliğim yokmuş gibi adımın kullanıldığı yanlış haberlerin bedelini çok ağır ödedim.
Bugün bu bedelin oluşmasına neden olan trol anlayışında hiçbir değişimin olmadığını görmek çok ağır geliyor.
Bundan üç yıl önce söylediğim sözleri sanki yeni söylemişim gibi bir araya getirerek “Fatma Çanakcı sahneye çıktı” şeklinde başlık atılması sadece kişilik haklarıma saldırı anlamı taşımıyor.
Sizin “sahne” dediğiniz yerde 13 yaşındaki bir çocuğun doğum gününde annesinin kelepçelenerek haksızca götürüldüğü bölüm var.

Bir an yaptığınız işi bırakın, otomatikleşmiş hedefe yürüyen anlayışınızdan uzaklaşın ve düşünün. Benzer bir durumu yaşadığınızda ne hissedeceğinizi yüreğinize sorun.
İş denilen şey zihinle yapılır ve zihin, kalbin sesini susturur. Oysa insan olmanın tanımı, kalbinin sesini duyabilmektir.
Zihnin yaptığını yapay zekâların da yapabildiğini gördüğümüz bugünlerde “İNSAN” olmanın gereklerini yeniden hatırlamalıyız.
Bugüne kadar yaptığım yayınlar ve yazılarda, konunun kamuoyunu ilgilendiren bölümlerini paylaşmaya özen gösterdim.
Ancak İhbar Aydın’ın son haber serisinde olayı tanımlama biçimi beni rahatsız ettiğinden bu bölümleri kaleme alıyorum.
Ben bir oyuncu değilim ve burası da bir sahne değil. Üç yıl önce olanları anlatırken kurgu zannedenler, somut deliller ortaya çıkmaya başladıkça ne kadar doğru haber paylaştığımı fark etmiş olmalılar.
İhbar Aydın’ın haberi, benim üç yıl önce Yeni Haber’de yayınlanan videolarım ve bu yıl Egeden Medya Haber’de yayınlanan haberlerin derlenmiş hali olduğunu özellikle belirtmek istiyorum.
Hiç kimsenin tarafı değilim.
Siyasi çekişmelerin ortasında, sanki kendileriyle yeni bir röportaj yapmışım algısı üreten portalın benimle bir ilgisi olmadığı gibi, kendilerine hiçbir açıklamam olmamıştır.
Haberin içeriğinde yayınlarımda belirttiğim bilgiler doğrudur.
Ancak bir bölüm var ki kamuoyunda benimle ilgili en önemli önyargıyı oluşturuyor.
“Ben, Ömer Günel’in hayatı boyunca sırlarını taşıyıp ihanete uğrayan ekibinin bir parçası değilim.”
Ömer Günel, beni uzmanlığım nedeniyle belediyeye davet edinceye kadar tanımıyordum. Bir teknokrat kimliğiyle Kuşadası’na hizmet etmek idealizmim nedeniyle kabul ettiğim bir görevdi.

Bunu anlamak bir yana, algılamanın da bazı kişiler için zor olduğu bir dönemde yaşıyoruz.
Menfaat ilişkilerinin normal sayıldığı bu süreçte buna inanmak zor gelebilir.
Günümüzde en büyük sorun; menfaat çarklarının güç birliği ile çıkan gürültünün, idealleri olan ve yaptığı işi yaşamını, ideallerine sarılarak varoluşuna zor koşullarda devam eden insanları yok saydırması ve görünmez kılmasıdır. Kötülüğün bu zaferi elde edememesinin tek yolu, uyanık olmak ve gerçek arayışında kalmaktır.
Bunun için sadece söylemlere değil, belge ve gerçek bilgiye ulaşmaya çalışmak çabasında olmamız gerekiyor.
Söylemlerle oluşan her haber, bilgi kirliliğinin artmasına ve algı yönetiminin kolayca planlarına ulaşmasını sağlamaktadır. Benim hikâyem bunun için çok iyi bir örnektir.
İhbar Aydın, Ömer Günel’e sorular soruyor.
Ben de İhbar Aydın’a soruyorum:
1- Fatma Çanakçı üç yıl önce bu soruları Ömer Günel’e sorarken sizler neredeydiniz?
2- Üç yıl önce fark etmemiş olabilirsiniz de neden bugün haberi yaparken yeni bir habermiş gibi yayınlıyorsunuz?
Düne kadar birlikte hareket eden siyasilerin birbirlerine rekabet etmeye başlamasıyla mı benim söylediklerim anlam kazandı?
“Seçilmişler her şey değildir.” dedim pek çok kez.
Hastaneye gittiğimizde uzman doktorlara, çocuğumuzu okula gönderdiğimizde uzman öğretmenlere, davalarımızda hak ararken uzman avukatlara, haklarımızın korunması için uzman hâkim ve savcılara, şehrimizde güvenle yaşamak için uzman mühendislere, güvenliğimiz için uzman polislere, uzman askerlere, gerçekleri anlayabilmek için uzman gazetecilere ve pek çok konuda işini iyi yapan insanlara ihtiyacımız var.
Bütün bu uzman ekipleri “koordine etmek” için iyi siyasilere ihtiyaç var.
Bir siyasetçinin en önemli özelliği, toplumunu sevmek ve menfaatlerini kişisel menfaatlerinin önünde tutabilmektir.
Bizler seçilmişleri her şeyi sayarsak, siyasetin vahşi şartlarında “uzmanları” harcatırız.
Bu durumda günümüzde şikâyet ettiğimiz sonuçları doğurur.
Siyasilerin makamlarında oturabilmek için yaptıkları çirkinliklere “benim tarafım” diye göz yummaya devam edersek, Nasrettin Hoca’nın yüzyıllar önce anlattığı “bindiği dalı kesmek” hikâyesini anlamamışız demektir.
Fatma Çanakçı, uzman bir mühendisin yetişmesinin kolay olmadığını, emek gerektirdiğini ve menfaat çarkları arasında harcanmaması gerektiğini anlatmaya çalışıyor bütün uzmanlar adına.
Ayrıca da insan olarak uğradığı haksızlıkların ana kaynağını tanımlamaya çalışıyor.
Ömer Günel’in kendi makam hırsı dolayısıyla kurduğu kumpas bir insanlık suçudur.
Kendi makamını korumak için aynı hareketi yapan herkesi kapsayan ve tepki vermemiz gereken bir insanlık ayıbıdır.
Kim olduğunuzun ya da ne olduğunuzun hiçbir önemi olmadan yok sayılmak, bu zihniyetleri beslediğimiz sürece hepimizin başına gelebilir.
Özetle; bu bir sahne değil, bizler oyuncu değiliz.
Gerçek yaşam, gerçek hikâye ve durup düşünerek ders alınması gereken bir haber.
İnanıyorum ki toplumun adalete duyduğu hasret, ilgili makamların gerekeni yapmasıyla sonuçlanacaktır.
















































