İki Kutsal Emanet: Ülkeyi Kuran Kadınlar ve Ülkeyi İnşa Eden Mühendisler

Fatma Çanakçı / Egeden Medya Haber
Bugün takvim, iki anlamlı günü aynı sayfada buluşturuyor: 5 Aralık Dünya Kadın Hakları Günü ve Dünya Mühendisler Günü.
Kimi günler vardır, tesadüf değildir; insanın omzuna hem geçmişin ağırlığını hem geleceğin sorumluluğunu aynı anda koyar. İşte bugün, tam da öyle bir gün.
Ben bir inşaat mühendisiyim.
Aynı zamanda bir kadın.
Bu iki kelime çoğu zaman birbirine uzakmış gibi görünür. Oysa ben hayatım boyunca öğrendim ki; mühendislik aklın işi ise, kadın olmak vicdanın direncidir. İkisi birleştiğinde ortaya ülke inşa eden bir güç çıkar.
Atatürk’ün Bir Milletin Kaderine Attığı En Büyük İmza: Kadınlara Seçme ve Seçilme Hakkı
5 Aralık 1934’te, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, yalnızca bir hakkı değil; bir milletin ufkunu yeniden çizdi. Kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınan o gün, aslında bu ülkenin yeniden doğduğu gündü. Çünkü Atatürk biliyordu ki: Kadın özgür değilse, millet bağımsız değildir.
Bugün hâlâ attığımız her adımda, bir sandığa her dokunduğumuzda, bir kürsüde söz aldığımızda, her köşe yazısında kalemimizi özgürce gezdirdiğimizde, Atatürk’ün yüzümüze bıraktığı ışığı takip ediyoruz.
Ben, bir mühendis olarak daima bilimle yürürüm ama bir kadın olarak Atatürk’ün açtığı o kapının önünde saygıyla dururum.
Bizim için mühendislik yalnızca yapılara değil; eşitliğe, adalete, topluma omuz vermenin bir başka biçimidir.

Mühendislik: Ülkeyi Taşıyan Görünmez Omurga
Bugün aynı zamanda Dünya Mühendisler Günü.
Mühendislik, görünmez bir meslektir; çoğu zaman adımız yoktur ama yaptıklarımızın gölgesi herkesin üstündedir. Bir bina çöker, gözler bizi arar. Bir köprü yükselir, kimse isim bilmez. Bir şehir nefes alır, bir yol kavuşmaları mümkün kılar…
Hepsinde emek vardır, bilim vardır, ter vardır.
Bir kadın mühendis olarak yıllarca şantiyelerde “burada ne işin var?” bakışlarına göğüs gerdim.
Elimdeki proje dosyasını önce tartan, sonra beni tartan gözlerle defalarca karşılaştım. Kumpasların, hırsların, kararmış gözlerin, kimliksiz ellerin önünden geçtim.
Ama hep şunu düşündüm:
Bir ülkeyi ayakta tutan kadın omuzlarıdır. Bir şantiyeyi ayakta tutan da neden olmasın?
Bugün, kadın mühendislerin iş yaşamında daha görünür, daha güçlü, daha kararlı duruşu yalnızca meslek adına değil, toplum adına bir devrimdir.

İki Günün Kesiştiği Yer: Geleceğe İz Bırakan Kadınlar
Kadın hakları ve mühendislik aynı güne denk gelince insan daha çok görüyor gerçeği:
Biz kadınlar bu ülkenin hem sözünü hem yapısını taşıyoruz.
Bir yanda demokrasinin temelini atan, kendi geleceğine karar verme gücüne kavuşmuş kadınlar…
Diğer yanda köprüler, yollar, kampüsler, meydanlar, yaşam alanları inşa eden mühendis kadınlar, çektikler yaşam karakterleri…
Aslında bugün, Türkiye’nin geleceğini çizen iki çizgi tam da aynı noktada birleşiyor:
Kadının aklı ve kadının hakkı.
Atatürk’ün kadınlara verdiği irade gücü, mühendislerin bilime verdiği emekle buluştuğunda ortaya öyle bir ülke çıkar ki;
Ne korkar geleceğinden, ne eğilir çıkarının önünde, ne de yıkılır ilk sarsıntıda, dik dimdik durur kimliksiz kişiliklere karşı.
Bugün bana bir kez daha hatırlatıyor:
Kadın hakları bir teşekkür değil, bir lütuf değil; bir Cumhuriyet mirasıdır.
Mühendislik bir meslek değil; bir ülkeyi ayakta tutma sorumluluğudur.
Kadın mühendis olmak ise; geleceğin temeline hem aklı hem yüreği koymaktır.

Ben, Fatma Çanakçı…
Bir kadın, bir anne, bir mühendis, bir köşe yazarı olarak…
Bugün her iki günü de kalbimde taşıyorum.
Ve diyorum ki:
Biz kadınlar, hem hayatı kuruyoruz hem geleceği inşa ediyoruz.
Çünkü Cumhuriyet bize yalnızca eşitlik vermedi; omuzlarımıza bir ülkenin yarınlarını da emanet etti.
Kutlu olsun.
















































