Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

BEN O GÜN ORADAYDIM… 

Uğur Mumcu öldürüldüğünde yalnızca bir gazeteci toprağa verilmedi; Türkiye, gerçeği savunmanın bedelini on binlerin omzunda taşıdı.

Bazı günler vardır, insanın hafızasına kazınır; takvimden silinse bile vicdandan silinmez, 24 Ocak işte öyle bir gündür.
Uğur Mumcu’nun öldürüldüğü haberi geldiğinde bir gazeteci olarak değil, bu ülkenin geleceğinden kaygı duyan bir yurttaş olarak sarsıldım çünkü o gün öldürülen yalnızca bir insan değil, gerçeğin peşine düşme cesaretiydi.
Ve sonra cenaze günü geldi, ben o gün oradaydım.
Ankara’nın ayazında binlerce insanla birlikte o yağmurda yürüdüm; sessizlik vardı ama korku yoktu, öfke vardı ama teslimiyet yoktu.
O kalabalıkta tek bir slogan yankılanıyordu: “Türkiye laiktir, laik kalacak!” ve bu slogan bir tepki değil, açık bir vasiyetti.
Uğur Mumcu yazarken bağırmazdı, tehdit etmezdi, şantaj yapmazdı; belgeyle konuşur, kanıtla yürürdü ve tam da bu yüzden karanlığın en çok korktuğu isimlerden biriydi.

Silah kaçakçılığına girdi, tarikat-siyaset ilişkilerine girdi, devlet içindeki karanlık yapılara dokundu ve her defasında aynı cümleyi kurdu: “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz.”
Bu ülkede bazıları için asıl tehlike tam olarak buydu.
Yıllar geçti, dosyalar açıldı kapandı, sorumlular bulanıklaştırıldı, gerçek bilinçli biçimde sisin içine itildi ama bir gerçek değişmedi: Bu suikast aydınlatılmadıysa sebebi bilinmediği için değil, bilinmesi istenmediği içindir.

Bugün gazetecilik çoğu zaman paylaşım, tıklanma ve algı kelimeleriyle tarif ediliyor oysa bizim kuşağımız bilir ki gazetecilik gerektiğinde yalnız kalmayı, hedef olmayı ve bedel ödemeyi göze almaktır.
Uğur Mumcu bunu yaptı ve bedelini canıyla ödedi.
Egeden Medya Haber’in Genel Yayın Yönetmeni olarak açıkça söylüyorum; biz bu mesleği koltuklara yaslanmak için değil, hakikatin karşısında eğilmemek için yapıyoruz, biz suskunluğu değil gerçeği miras aldık.
Onu anmak bir yıldönümünü hatırlamak değil, her karanlık ilişkide “burada bir şey var” diyebilmek ve korkunun gazeteciliğe yön vermesine izin vermemektir.
Ben o gün oradaydım, bugün de buradayım ve biliyorum ki Uğur Mumcu ölmedi; gerçeğin peşinden giden her gazetecinin vicdanında yaşamaya devam ediyor ve bu ülkede kalem kırılmadıkça hiçbir suikast amacına ulaşmış sayılmayacak.