EKMEK KUTSALDIR

Bu günlerde İngiltere/ Oxford’dayım, torunlarımla birlikte Türk tv kanallarını izliyorum. Açtığım kanalda, yemek programı çıktı. Haftanın birinci günüydü, yarışmacılar, ekran yüzü olan sunucuları görmekten çok mutlular. Ev sahibesi pozisyonunu üstlenen kişi de gayet kibar, misafir karşılaması çok hoş. Buralara kadar her şey mükemmel.
Yemek davetlerinde, haliyle çorbadan başlayıp diğer yemeklere geçilir. Çorba, önlerine konduğu andan itibaren “ dakka bir gol bir” misali eleştiriler, peşi sıra geliyor.
Aman Allah’ım, aşağılayıcı eleştiriler, ev sahibi konumundaki kişinin tavrı!..
El insaf!..
Nakış dokur gibi, ilmek ilmek emekle büyütülmüş bir kültürün çocuklarıyız biz. Yere düşen ekmeği üç kez öpüp başımıza koyduğumuz nesilleriz. Atalarımız, bize ve bizden önceki kuşaklardan aldıkları kültürle büyüttüler bizi. İsrafı ayıp bildiğimiz, sofraya hürmetle oturduğumuz bir gelenekten geliyoruz.
Sofra bizim için yalnızca yemek yenen bir yer değil; edebin, paylaşmanın ve şükrün mekânıdır.

Televizyon ekranlarında yayınlanan yemek programlarına baktığımızda,bizim öğretilerimizin aksine bu kültürle aramızda derin bir uçurum oluştuğunu görüyoruz. Ekranda yemek yenmiyor; adeta yemekle kavga ediliyor. Bağırarak konuşulan sofralar, hoyratça koparılan ekmekler, emeği hiçe sayan sözler… Reyting uğruna kaybedilen yalnızca görgü değil, değerlerimiz…

SOFRALARIMIZ KÜLTÜRÜMÜZÜN KIRMIZI ÇİZGİSİDİR
Ekmek, bu topraklarda “nimet”tir. Çöpe atılmaz, hor görülmez, oyun malzemesi yapılmaz. Oysa bazı ekran sofralarında ekmek; yarısı ısırılıp bırakılan, masadan masaya fırlatılan, değersizleştirilen bir nesneye dönüşmüş durumda. Bu yalnızca estetik bir sorun değildir; bu, kültürel bir kırılmadır.
Daha da düşündürücü olan, bu görüntülerin “eğlence” adı altında sunulmasıdır. Televizyon yalnızca göstermez; öğretir de. Bugün sofrada bağırmayı normal gören, yemeği küçümsemeyi marifet sanan bir dil kuruluyorsa, yarın aynı dili evlerimizde, okullarımızda duymamız kaçınılmazdır.
Bir zamanlar büyükler başlamadan yemeğe el uzatılmazdı. Sofrada susmak, dinlemek edep sayılırdı. Artan ekmek çöpe değil, ihtiyaç sahibine giderdi. Bugün ise sofralar yarış alanına, yemekler hakaret nesnesine dönüşüyor. Hızlı, gürültülü ve saygısız!…
Televizyon ekranı bir vitrindir. O vitrinde neyi sergilerseniz, toplum onu normal kabul eder. Yemek programları yalnızca tarif vermiyor; farkında olmadan kültür de aktarıyor. Saygısızca yemekle oynayan figürler ya da ekran görüntüleri, yarın, saygıyla oturulamayan sofralar doğurur.
Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir:
Karnımız mı doyuyor, yoksa değerlerimiz mi tüketiliyor?
Saygılarımla…
Melahat Erten Tekeşin
















































