İncir ve fındık bahçelerinde aynı soru: Üretici kazanıyor mu?

Ege’de incir, Karadeniz’de fındık… İki farklı coğrafya, iki farklı ürün ama aynı alın teri ve aynı hesap.
Bugünlerde Aydın’ın incir bahçelerinde de Karadeniz’in fındık bahçelerinde de yoğun bir hareketlilik yaşanıyor. Üretici aylarca bakımını yaptığı ürününü toplamak için sabahın erken saatlerinde bahçeye giriyor, gün boyunca çalışıyor.
Ancak hasat mevsimi yalnızca ürünün toplanması anlamına gelmiyor.
Üreticinin zihninde bir de başka hesap var:
“Bu yıl kazandım mı, yoksa sadece masraflarımı mı çıkardım?”
İşte incir ve fındık üreticisinin ortak sorunu tam da burada başlıyor.
İki ürün, aynı emek
İncir üretmek dışarıdan bakıldığında kolay bir iş gibi görülebilir.
Oysa bir incir bahçesinin yıl boyunca bakımı, budaması, gübrelenmesi, hastalık ve zararlılarla mücadelesi, olgunlaşan ürünün zamanında toplanması ve kurutulması ciddi emek ister.
Fındıkta da durum farklı değildir.
Karadeniz’in eğimli arazilerinde bahçeye ulaşmak, dalların arasına girmek, fındığı toplamak, çuvallamak ve harmana taşımak başlı başına ağır bir iş gücü gerektirir. Üstelik hasat çoğu zaman aile bireylerinin yanında dışarıdan gelen işçilerin de çalışmasını zorunlu kılar.
Yani Aydın’da incir üreticisinin, Karadeniz’de fındık üreticisinin ortak bir gerçeği vardır:
Ürün birkaç haftada toplanıyor ama o ürün için bir yıl boyunca çalışılıyor.
Hasat geliyor, masraf da geliyor
Bugün üreticinin en büyük problemi yalnızca ürünün satış fiyatı değil.
Girdi maliyetleri her iki üründe de ciddi bir baskı oluşturuyor.
Gübre, ilaç, mazot, budama, işçilik, nakliye, kurutma, depolama ve diğer giderler üreticinin hesabını sürekli büyütüyor.
Özellikle fındıkta eğimli arazilerde yapılan yoğun hasat, ciddi insan gücü gerektiriyor. İşçi ücretleri yükseldikçe üreticinin kilogram başına maliyeti de artıyor.
İncirde ise toplama kadar kurutma, kalite kontrolü ve ürünün uygun şartlarda muhafaza edilmesi önem kazanıyor.
Dolayısıyla üretici için açıklanan kilogram fiyatı tek başına hiçbir şey ifade etmiyor.
Asıl soru şu:
O fiyat, üreticinin gerçek maliyetini ve emeğini karşılıyor mu?
Üretici ile tüketici arasındaki makas
İncirde de fındıkta da dikkat çeken başka bir sorun var.
Üreticinin elinden çıkan ürün ile tüketicinin satın aldığı ürün arasında ciddi fiyat farkları oluşabiliyor.
Ürün üreticiden çıkıyor; tüccara, işleyiciye, paketleyiciye, ihracatçıya ve sonrasında tüketiciye ulaşıyor.
Bu zincirin her aşamasında maliyet ve kâr oluşması normal.
Ancak üretimin en ağır yükünü taşıyan üreticinin bu zincirde yeterince pay alamaması, tarımın sürdürülebilirliği açısından ciddi bir sorun.
Çünkü üretici zarar ederse yalnızca bugünkü kazancını kaybetmiyor.
Gelecek yılın üretim gücü de zayıflıyor.
İncirde kalite, fındıkta verim
İncir ve fındığın kendine özgü sorunları da bulunuyor.
İncirde kalite, kurutma şartları ve aflatoksin gibi riskler ihracat açısından büyük önem taşıyor. Kalitesi düşen veya ihracat standartlarını karşılamayan ürünün değeri de düşüyor.
Fındıkta ise verim, randıman, hastalık ve zararlılar, hava koşulları ve hasat maliyetleri öne çıkıyor.
İki üründe de ortak nokta ise şu:
Üretici kaliteli ürün yetiştirmek istiyor ama bunun maliyetini de tek başına üstlenmek istemiyor.
Kaliteyi artırmak için daha fazla emek ve girdi gerekiyor. Ancak kaliteli ürünün üreticiye bunun karşılığını verecek bir fiyatla dönmesi gerekiyor.
İklim değişikliği artık bahçenin içinde
Bir başka gerçek de göz ardı edilemez.
İklim değişikliği artık üreticinin uzaktan izlediği bir konu değil; doğrudan bahçesinin içinde yaşadığı bir sorun.
Aşırı sıcaklar, düzensiz yağışlar, ani hava değişimleri ve mevsim dengesizlikleri hem incirin hem de fındığın verimini ve kalitesini etkileyebiliyor.
Bir yıl ürün bol olabiliyor, başka bir yıl hava koşulları nedeniyle üretici beklediğini bulamayabiliyor.
Bu nedenle üreticinin sadece fiyat konusunda değil, iklim risklerine karşı da desteklenmesi gerekiyor.
Üretici neden yalnız bırakılmamalı?
İncir ve fındık Türkiye’nin önemli tarımsal ihracat ürünleri.
Bu ürünlerden ülkeye ciddi döviz geliri sağlanıyor.
Fakat ihracat rakamlarını konuşurken o ürünün tarladan veya bahçeden çıkış noktasındaki üreticiyi unutmamak gerekiyor.
Üretici olmazsa incir de olmaz, fındık da.
Bu nedenle üreticinin önündeki en önemli ihtiyaçlardan biri öngörülebilir bir piyasa.
Üretici hasattan önce yaklaşık olarak ne kazanacağını bilmeli.
Maliyetini hesaplayabilmeli.
Gelecek yıl yeniden üretim yapıp yapamayacağına karar verebilmeli.
Bunun yolu ise gerçekçi maliyet hesaplarından, güçlü üretici örgütlerinden, kooperatiflerden ve üreticinin pazarlık gücünü artıracak politikalardan geçiyor.
Asıl mesele gelecek
Bugün Aydın’da incir sepetleri doluyor.
Karadeniz’de fındık çuvalları taşınıyor.
Bahçelerde yoğun bir çalışma var.
Ancak bu görüntünün arkasında çok daha önemli bir soru duruyor:
Bu üretici gelecek yıl yine aynı bahçeye girecek mi?
Eğer üretici yaptığı işten yeterli geliri elde edemezse gençlerin tarımdan uzaklaşması kaçınılmaz hale gelir.
Bugün bir incir bahçesinin veya fındık bahçesinin terk edilmesi, sadece bir üreticinin gelir kaybı değildir.
Bu, Türkiye’nin gelecekteki gıda üretiminin de kaybıdır.
İncir de fındık da aynı değerde
Ege’nin inciri de Karadeniz’in fındığı da Türkiye’nin ekonomik değeridir.
Biri diğerinden daha önemli değildir.
İkisinin arkasında da aynı emek, aynı alın teri ve aynı üretici mücadelesi vardır.
Bu nedenle tarım politikalarında da üreticiye bakış açımız aynı olmalıdır:
Üreticiyi yalnızca ürününü topladığı gün değil, o ürünü yetiştirdiği bütün yıl desteklemek.
Çünkü hasat birkaç hafta sürer.
Ama üreticinin emeği bir yıl sürer.
Ve sonunda sorulması gereken soru sadece:
“İncir kaç lira, fındık kaç lira?”
olmamalıdır.
Asıl soru şudur:
“Üretici, bir yıllık emeğinin sonunda gerçekten kazanabildi mi?”
Bu soruya olumlu cevap veremiyorsak, ne kadar yüksek ihracat rakamı açıklarsak açıklayalım, tarımın gerçek kazananını hâlâ bulmuş değiliz.
İncir de fındık da üreticinin alın teriyle değer kazanıyor. O alın terinin karşılığını vermek ise hepimizin sorumluluğu.
















































