Akbelen’de kamulaştırma kararına bölgedeki yurttaşlardan tepki: “Topraklarımızı terk etmeyeceğiz”

(MUĞLA) – Muğla’nın Milas ilçesindeki Akbelen Ormanı çevresinde bulunan 679 parselin acele kamulaştırılmasına karar verildi. Köylülerden Halil İbrahim Demir, “Benim 300 zeytin ağacım, 30 dönüm tarlam, evim, damım bir gecede kamulaştırıldı. Şu anda benim gidecek hiçbir yerim yok. Şu anda sıfırım. Dört çocuk babasıyım. Biz bu saatte nereye gideriz? Yaşım 50. Yani hiçbir şeyim kalmadı. Yazık değil mi? Şu doğaya bak, bir de talanına bakın. Yani yaşamak istiyorsak önce bu cennet gibi yeri bırakmamamız lazım. Biz mücadelemize devam edeceğiz. Sonuna kadar mücadeleye devam” dedi.
Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy’de bulunan Akbelen Ormanı çevresindeki yedi köyde yer alan 679 parselin acele kamulaştırılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararına köylüler tepki gösterdi. Karar kapsamında zeytinliklerin de bulunduğu tarım arazilerinin linyit madeni sahasına dahil edileceği belirtildi.
Kamulaştırma kararına tepki gösteren köylüler, arazilerin büyük bölümünün verimli tarım alanı ve zeytinlik olduğunu ifade etti. Bölge sakinleri, kararın hayata geçmesi halinde köylerin yok olma riskiyle karşı karşıya kalacağını belirtti.
“Burada 40 binin üzerinde zeytin ağacı gidecek. Hatta şu anda 5 bin tanesi kesildi”
Köylülerden Halil İbrahim Demir, 2019 yılında başlattıkları direnişi 2021’de çadır nöbetine dönüştürdüklerini, 2023 yılında da güvenlik güçleri eşliğinde ormandaki ağaçların kesildiğini anlattı.
Demir, şunları kaydetti:
“Biz direnişi bırakmadık, devam ettik. Burada 40 binin üzerinde zeytin ağacı gidecek. Hatta şu anda 5 bin tanesi kesildi. Biz burada ormanımızdan, doğamızdan hiçbir şey vermek istemiyoruz. Geçen gün 10 Ocak’ta kamulaştırma yapıldı. Benim 300 zeytin ağacım, 30 dönüm tarlam, evim, damım bir gecede kamulaştırıldı. Şu anda benim gidecek hiçbir yerim yok. Şu anda sıfırım. Dört çocuk babasıyım. Biz bu saatte nereye gideriz? Yaşım 50. Yani hiçbir şeyim kalmadı. Yazık değil mi? Şu doğaya bak, bir de talanına bakın. Yani yaşamak istiyorsak önce bu cennet gibi yeri bırakmamamız lazım. Biz mücadelemize devam edeceğiz. Sonuna kadar mücadeleye devam” dedi.
“Ölürüm; yerimden, yurdumdan, toprağımdan, vatanımdan, bayrağımdan olmam”
Köylülerden 80 yaşındaki Hamide Şallı ise şöyle konuştu:
“Bizim toprağımıza, suyumuza, havamıza, yöremize dokunmasınlar. Biz burada doğduk, burada büyüdük, burada ölecektik. Ben 80 yaşımda Ankaralarda orada, burada süründüm. Süründüm yataklarda. Bu torba yasayı geri çeksinler. Bu kamulaştırmayı geri çeksinler. Bizi yerimizden, yurdumuzdan, yuvamızdan, toprağımızdan oynatmasınlar. Biz 58 köyüz. Nereye sığıyor bu köy? Nereye gidiyor bu köy? Neden geçim yapar? Ben bu yaştan sonra yerimden, yurdumdan ölümü dirimi maskara ettireceğim, yok. Kepaze ettireceğim, yok. Bunu böyle bilsinler. Ölürüm; yerimden, yurdumdan, toprağımdan, vatanımdan, bayrağımdan olmam. Kurban olurum ben vatanıma, kurban olurum ben bayrağıma.”
“Bizim başka çaremiz yok”
Ayşe Günay da acele kamulaştırmaya karşı olduklarını dile getirdi. “Ormanın, doğanın, toprakların, her şeyin talanının istendiğini” söyleyen Günay, şöyle devam etti:
“Bir kömür uğruna, maden uğruna. Niçin ille maden, ille termik santralde ısrar ediliyor? Yani bunu ben bir türlü çözemiyorum, anlamıyorum. İnsanların toprağını, doğayı, yaşamı insanların elinden alamazsınız. Biz sonuna kadar haklıyız. Topraklarımızı asla terk etmiyoruz. Biz bugün on kişi olabiliriz ama bu durum gerçekleştiğinde milyonlar peşimize takılacak, biliyoruz. Acele kamulaştırma istemiyoruz. Çünkü bizim başka çaremiz yok. Gidecek yerimiz yok. Toprağımız yok. Bu köylerde yaşayan insanlar çiftçilikle, toprakla uğraşıyor. Ekmeğini, yaşantısını, her şeyini oradan karşılıyor. Şimdi kamulaştırılan alanlarımız düz arazi, verimli araziler. Yani bu durum asla ve asla kabul edilemez. Kamulaştırmaya hayır diyoruz. Geri dönmek yok. Geri çekilmek yok. Topraklarımızı asla vermiyoruz. Çünkü burası bizim yaşam alanımız, bizim özlük hakkımız. Ben bu topraklarda, bu köyde doğdum, büyüdüm. Burası bizim yaşam alanımız, özlük hakkımız. Kimse gelip de bizi toprağımızdan başka yere gönderemez. Kimse benim bu toprakları talan edemez.”
“Su kaynaklarını kuruttular”
Halil Şallı ise şöyle konuştu:
“Karacahisar Köyü’nde doğdum, büyüdüm. Bu bölgenin zenginliklerini, geçmişini, iklim şartlarıyla beraber yaşadım. Bizim bu bölgede üç tane su kaynağımız vardı: Dereköy su kaynağı, Ören tarafında Bentbaşı, İkizköy tarafında ve bir de su çıkan Karacahisar Köyü sınırları içerisinde. Bu suları kaybettik. Kendi halinde yüzeye çıkan su kaynaklarıydı ve bu su kaynaklarını kuruttular. Geçmişe ve geleceğe baktığımızda, biz susuz, fosil yakıtı alınmış toprak üzerinde veya kenarında yaşamımızı gelecekte sürdürme tehlikesiyle iç içeyiz. Biz bunu istemiyoruz. Bunu 35-40 senedir belki zaten bu civar köylerde yaşadık. Artık bu durumun, bu gidişatın son bulmasını istiyoruz. Biz Ankara’ya da gittik. Orada nöbet de tuttuk. Bizzat içinde ben de şahit oldum. Bunlar, bu yönetim, kesinlikle ve kesinlikle bir kamu yararı diye tek kalemde çıkıyorlar ama bizim yararımız üretmek, sürdürülebilir yaşam, su kaynaklarımız.”
















































