ALGICI KALABALIKLAR, BELGELİ GAZETECİLİK VE KUŞADASI HALKININ FERASETİ

Kuşadası’nda yeni bir şey olmuyor aslında. 
Sadece roller değişiyor.

Düne kadar CHP’ye, yerel yönetime, hatta halkçı belediyecilik iddiasına en ağır sözleri söyleyenlerin; bugün birden bire “adalet”, “etik”, “algı operasyonu” edebiyatına sarılması tesadüf değil.
Bu kent artık bu dönüşümlere yabancı değil.

Hele ki, kökü nereye uzandığı bilinen, kalemini kimin masasına bıraktığı Kuşadası kamuoyunca bilinen bazı “köşe lacivertlerinin”;
Kısmet Otel arazisindeki talanı,
zengine devredilen kent meydanını,
yok edilen toprak sahayı,
satılan belediye arsa ve arazilerini
görmezden gelip,
belgeli haber yapan gazetecileri hedefe koyması…
İşte Kuşadası halkının karnının tok olduğu tam da burasıdır.
Biz bu filmi daha önce gördük.
Önce sessizlik, sonra savunma, ardından algı…
Bugün “algı operasyonu” diyerek yazanların tek bir soruya cevap vermesi yeterlidir:
Bu kentte yaşanan satışlara, devirlere, talanlara neden tek satır yazmadınız?

SORU BU KADAR BASİT.

Belgelerle haber yapan yayıncıları hedef alan yazılar, gerçeği örtemez.
Çünkü bu şehirde artık kulaktan dolma yazılar değil, evrak konuşuyor.
Bir başka garabet de şu:
Ömer Günel adına konuşur gibi yapılan savunmalar…
Madem bu kadar cesursunuz,
neden basın açıklamaları sadece “Ömerciii” diye anılan dar bir çevreyle yapılıyor?
Neden gerçekten soru soran, belgeyle gelen, kamu adına konuşan gazeteciler çağrılmıyor?
Biz çağrılsak…
Sorularımızı sorsak…
Cevaplar paşa paşa verilse…
Korkulacak ne var?
Latif Sansür’ün meşhur bir sözü vardır:
“Sayemizde ekmek yiyorsunuz. Biz olmasak sizi kim neylesin.”
Bugün bazı kalemlerin bu ruh haliyle yazdığı çok açık.
Oysa gazetecilik, birilerinin sayesinde değil;
halkın hakkı için yapılır.
Müfettişlerin belediyede olması bir temenninin değil, bir sürecin sonucudur.
Ve süreçler, köşe yazılarıyla değil hukukla sonuçlanır.
Algıyla bir yere gidilmez. Hele bu kentte hiç gidilmez.
Çünkü Kuşadası halkı;
kimin sustuğunu,
kimin sararıp solduğunu,
kimin de cevher kesildiğini gayet iyi görüyor.
Ve günü geldiğinde kararını verirken;
ne algıya bakar,
ne de kalabalık savunmalara…
Belgeye bakar. Hafızasına bakar.

Tekrar edelim, altını kalın çizerek:
ADALET BİR GÜN HERKESE LAZIM OLUR.
Ama gazetecilik,
her gün lazım olan bir şeydir.