Asgari Ücret Tartışması mı, Ekonomik Gerçekler mi?
TCMB Başkan Yardımcısı Cevdet Akçay’ın “asgari ücret artışı en kötü fikir” çıkışı tartışma yarattı. Basri Koyuncuoğulları, faturanın yine dar gelirliye kesildiğini savunuyor.
TCMB Başkan Yardımcısı Cevdet Akçay’ın, “Asgari ücreti yüksek bir yere çekeyim, en azından işçi kurtulsun demek dünyanın en kötü fikri” sözleri, ekonomiye bakış açısının hangi noktada durduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu anlayışı taşıyan bir ekonomi yönetiminin, enflasyonu tetikleyen asıl faktörleri ya görmediği, ya bilmediği ya da bilinçli şekilde göz ardı ettiği açıktır. Daha da vahimi, “Nasıl olsa asgari ücretli ses çıkarmaz” yaklaşımıyla sorunun kaynağını doğrudan emekçiye yüklemektir.
Oysa Türkiye’de çalışanların yaklaşık %49’u asgari ücretle geçinmektedir. Buna ek olarak %10-15’lik bir kesim de asgari ücrete komşu ücretlerle yaşam mücadelesi vermektedir. Yani toplumun büyük çoğunluğu doğrudan bu politikaların etkisi altındadır.
Dünyada yaşanan gelişmeler ise tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır. ABD, İsrail ve İran arasında 28 Şubat’ta başlayan savaş öncesinde Brent petrol fiyatları 61-65 dolar seviyesindeyken, savaşla birlikte bu rakam 120 dolara kadar yükselmiştir. Savaş sona erse bile petrol fiyatlarının uzun süre 80-85 doların altına düşmeyeceği öngörülmektedir.
Bu durum, Türkiye’ye 2026 yılı için yaklaşık 20 milyar dolarlık ek bir maliyet anlamına gelmektedir. Peki bu maliyet nasıl karşılanacaktır?
Eğer ihracat artırılmaz, üretim desteklenmez ve maliyetler kontrol altına alınmazsa; ya daha yüksek faizlerle dış borçlanmaya gidilecek ya da trafik cezaları gibi dolaylı yollarla yine vatandaşın cebine yüklenilecektir.
Öte yandan, kontrol altına alınamayan gıda enflasyonu da ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Tarımsal üretimin yetersizliği ve savaş nedeniyle artan gübre fiyatları, önümüzdeki dönemde üreticinin üretimden çekilmesine yol açabilir. Bu da halkın gıda kıtlığı riskiyle karşı karşıya kalması demektir.
Bu nedenle vatandaşın şimdiden önlem alması gerekmektedir. Bulunabilen her boş alanda, hatta evdeki saksılarda bile sebze üretimine yönelmek bir zorunluluk haline gelebilir.
Tüm bu gelişmeler ışığında, asgari ücrete ara zam yapılması artık bir tercih değil, zorunluluktur. Ekonomik gerçekler ortadayken, yükü sürekli dar gelirlinin omzuna yıkmak sürdürülebilir değildir.
Ayrıca, ülkede ana muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik her gün artan siyasi operasyonların, ekonomik gündemi geri plana itme amacı taşıdığı gerçeği de göz ardı edilmemelidir.
Sonuç olarak; ekonomik sorunların çözümü, gerçeği görmezden gelmekle değil, doğru teşhis ve adil politikalarla mümkündür. Aksi halde bedeli yine halk ödeyecektir.