Haberi dinleyebilirisiniz!

Atatürk’ün Kapattığı Kapılar Kimlerin Alkışıyla Yeniden Açılıyor?

Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün 1935 yılında kapattığı mason locaları bugün yeniden sahnede. Üstelik bu kez yalnızca kapalı salonlarda değil; haber ajanslarının övgü dolu satırlarında, küresel törenlerde, sembollerle bezeli vitrinlerde…

ANKA Haber Ajansı, Türk asıllı Çetin Durak’ın Washington D.C. Büyük Mason Locası’nın “Büyük Üstadı” seçilmesini adeta bir başarı hikâyesi gibi sunuyor. Peki gerçekten öyle mi?
Yoksa Atatürk’ün bilinçli olarak kapattığı bir kapının, bugün kimlerin alkışıyla aralandığına mı tanıklık ediyoruz?

Atatürk Masonluğu Neden Tasfiye Etti?

Bu soruyu sormadan yapılan her yorum eksiktir.
Atatürk mason localarını kişisel bir refleksle değil, devlet aklıyla kapattı. Çünkü Cumhuriyet, gizli hiyerarşileri değil, millet iradesini esas alır. Kapalı aidiyetler, seçkinci örgütlenmeler ve kimin kime bağlı olduğunun bilinmediği yapılar; ulusal egemenliğin önündeki en büyük tehditlerden biridir.

Atatürk için mesele masonluk değil, masonik zihniyetti:
Hesap vermeyen, kapalı devre çalışan, ulus-devletin üzerinde bağlar kuran her yapı.

Bugün Masonluk Neden “Normalleştiriliyor”?

Bugün bakıyoruz; masonluk artık sorgulanmıyor, aksine parlatılıyor.
Uluslararası sermaye, finans çevreleri, savunma, enerji ve diplomasi bağlantıları “başarı” olarak sunuluyor. Oysa asıl soru şudur:

 Bu yapıların kararları kime, neye ve hangi ülkenin çıkarlarına hizmet eder?

ANKA’nın haberinde tören var, sembol var, şapka var, alkış var.
Ama Atatürk yok. Cumhuriyet yok. Şeffaflık yok.

Gizlilik = Masumiyet midir?

Masonluğun temel özelliği gizliliktir.
Üyeler gizlidir. Kararlar gizlidir. Bağlantılar gizlidir.

Demokrasiler ise gizlilikle değil, açıklıkla yaşar.
Halkın bilmediği, denetleyemediği, hesap soramadığı hiçbir yapı “masum” değildir.

Üstelik mesele sadece ABD’deki bir tören değildir.
Türkiye’de kamu kurumlarında, sermaye çevrelerinde ve karar mekanizmalarında masonik aidiyetlerin konuşuluyor olması, bu tartışmayı zorunlu kılıyor.

Cumhuriyet, Kapalı Kapılar Ardında Yönetilemez

Atatürk bu yüzden kapattı o kapıları.
Tarikatlara da, localara da aynı yerden baktı.
Çünkü Cumhuriyet; biat değil, bilinç ister.
Sır değil, hesap verebilirlik ister.

Bugün “uluslararası itibar” adı altında parlatılan bu yapılar, yarın hangi kararların, hangi ekonomik yönelimlerin, hangi siyasi tercihlerinin arka planında karşımıza çıkacak?

Bunu sormak düşmanlık değil, yurttaşlık görevidir.

Mesele Çetin Durak değildir.
Mesele, Atatürk’ün kapattığı kapıların neden ve kimler tarafından yeniden açıldığıdır.

Ve asıl mesele şudur:
Cumhuriyet, sessizce içi boşaltılarak değil; yüksek sesle savunularak yaşatılır.