GEÇMİŞTE YAŞANANLAR UNUTULMAMALI!

Muhalefetin Kronik Sorunu: Bilimsizlik ve Kadro Çıkmazı

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de siyaseti yakından takip edenler çok iyi bilir ki, muhalefetin başarısızlığı yalnızca iktidarın gücünden değil, aynı zamanda muhalefetin kendi içsel yetersizliklerinden kaynaklanır.
Türkiye’de son 23 yıla baktığımızda, muhalefet partilerinin özellikle de ana muhalefet partisi olan CHP’nin üst düzey kadrolarının bilimi ve teknolojiyi yeterince önemsemediğini görüyoruz. Az gelişmiş mikro milliyetçiliği önceleyen, bilimi değil “filmi” öne çıkaran, hemşehricilik ve okuldaşlık ilişkileri üzerine inşa edilen yetersiz kadrolarla yol alınmaya çalışıldı. Sonuç ortada: başarısızlık.

Bu çerçevede iki önemli dönemeçten söz etmek gerekir. İlki, 1994’ten 2010’a kadar CHP Genel Başkanlığı görevini yürüten Sayın Deniz Baykal dönemidir. Kendisine aşırı güvenen, ekip çalışmasına kapalı bir lider profili sergileyen Baykal, bilim insanı unvanına rağmen siyaset yaparken bilimsel verileri dikkate almamış; kararlarını tek başına almış, partiyi dar bir çevreyle yönetmiş ve saha çalışmasına yeterince ağırlık vermemiştir. Seçim dönemlerinde dahi tembelliği tercih ederek yalnızca sınırlı sayıda ile miting düzenlemiştir. Bu yaklaşım, CHP’yi halktan uzaklaştıran birinci kırılma noktası olmuştur.

İkinci kırılma ise, 2010 yılında Sayın Baykal’ın istifasıyla başlayan Sayın Kemal Kılıçdaroğlu dönemidir. Siyaset bilimiyle ilgili hiçbir akademik ya da pratik çalışması olmayan; DSP, DYP gibi partilerde yer edinmeye çalışmış ancak kabul görmemiş bir isim, sadece Önder Sav’ın kararı ve bazı partili ağır topların desteğiyle CHP Genel Başkanlığı’na getirilmiştir. Sayın Kılıçdaroğlu her ne kadar bilime inansa da, çabuk etki altında kalan bir lider olarak doğru kadroları tanıyamamış; belediyeler üzerinden siyasal kararlar alınmasına zemin hazırlamıştır.

Bu süreçte belediye başkanlarının yerel diktatörlere dönüşmesine göz yumulmuş, partide donanımlı kadrolar tasfiye edilmiştir. CHP, liyakat yerine hemşehriciliğin hâkim olduğu bir yapıya bürünmüş, bu da kamuoyunda partinin “hemşehricilik hastalığı” ile anılmasına neden olmuştur. Parti içi disiplin zayıflamış, sosyal demokrat kimliğinden uzaklaşılmıştır.
Bugün Türkiye’de yaşanan birçok sorunda, Cumhurbaşkanı Erdoğan kadar, geçmiş iki CHP Genel Başkanı olan merhum Baykal ve Sayın Kılıçdaroğlu’nun da sorumluluğu vardır. Nazım Hikmet’in “Akrep gibisin kardeşim” dizelerinde olduğu gibi, yaşanan hukuksuzlukların, ekonomik krizlerin yarısı da bu başarısız muhalefet anlayışına aittir.

Tüm bu yaşanmışlıklar ortadayken, geçmişteki başarısızlıkların mimarı olan kadroların bugün yeniden CHP yönetimine gelmek için atraksiyonlar yapması ise akıl tutulmasıdır. Baykal artık aramızda değil, ona bir sözümüz yok. Ama Sayın Kılıçdaroğlu’ndan, hayallerimizi yerle bir eden liderlik dönemine dair ciddi bir özeleştiri beklemek, hepimizin hakkıdır.
Unutmayalım: Geçmişte yaşananları görmezden gelirsek, sağlıklı bir gelecek inşa edemeyiz.
















































