Haberi dinleyebilirisiniz!

PLANLAMA, ÜRETİM, BÖLÜŞÜM VE BÜYÜME

İzmir, 26 Haziran 2025

Türkiye’nin birinci önceliği; planlama, üretim ve bölüşüm süreçlerinin sağlıklı bir şekilde yeniden yapılandırılmasıdır. Bu doğrultuda, bölgesel ve genel planlama örgütleri acilen yeniden kurulmalıdır. Ülke, 8 ila 10 arasında bölgeye ayrılmalı ve her bölgedeki potansiyel kaynaklar ile sosyal ve ekonomik sorunlar tespit edilerek Ankara merkezli, özerk bir kamu kuruluşu olarak Devlet Planlama Örgütü (DPÖ) hayata geçirilmelidir.

Türkiye’nin hem ekonomik hem de toplumsal temel sorunu; üretim ve bölüşüm krizidir. Bu iki mesele birbiriyle doğrudan bağlantılıdır ve bu sorunu tartışmak, çözüm yollarını aramak artık ertelenemez bir zorunluluktur.

1950’den itibaren Batı ile entegrasyon adına, emperyalist ülkelerle yapılan ekonomik anlaşmalarla üretim ve bölüşüm konusunda bağımsızlık zedelenmiş; 1980’den sonra uygulamaya konulan 24 Ocak kararlarıyla bu bağımlılık daha da derinleşmiştir. Özal dönemiyle hız kazanan bu süreç, AKP iktidarında zirveye ulaşmış ve ekonomideki neo-liberal politikalar kalıcı hale gelmiştir.

Bugün yaşadığımız ekonomik krizlerin temelinde; insan gücü fazlalığı, üretim yetersizliği ve üretilenin de adil şekilde bölüşülememesi yatmaktadır. Oysa Türkiye, sahip olduğu coğrafi avantajları ve kaynakları ile Ortadoğu’nun Almanyası olma potansiyeline sahipti. Ancak bu potansiyel ne yazık ki hem içsel hem de dışsal faktörlerle heba edildi.

Üretim ve Bölüşümün Temel Gerçeği

Üretim, mal ve hizmetlerin artırılarak tüketime sunulması sürecidir. Bu sürece katılan üreticiler, emeklerinin karşılığında yaşamlarını sürdürecek gelir elde etmeye çalışırlar. Fakat sorun; üretilen mal ve hizmetten adil bir pay alıp alamadıklarıdır.

Bugün üretimin toplumsal kesimlere adil şekilde dağılması neredeyse imkansız hale gelmiştir. Bunun başlıca nedeni ise, ülke içi ve dışındaki sermaye gruplarının etkisi ve dayattıkları sistemdir.

Bir ülkede bir yıl boyunca üretilen mal ve hizmetlerin toplamına Milli Gelir denir. Bu gelirin toplum içinde nasıl dağıldığı ise gelir dağılımı kavramı ile ifade edilir. Örneğin; İstanbul’da kişi başına düşen milli gelir yaklaşık 21.000 USD iken, İzmir’de 9.300 USD, Hakkari’de ise sadece 700 USD’dir. Bu dramatik fark, üretim ve bölüşümdeki adaletsizliğin açık göstergesidir.

Bölüşüm ilişkileri, üretim ilişkilerinin doğal bir sonucudur. Örgütlü kesimler daha fazla pay alırken, örgütsüz kesimler sistemin çarkları arasında ezilmektedir. Ne yazık ki sendikaların ve üretici birliklerinin işlevsiz hale getirilmesiyle bu adaletsizlik daha da derinleşmektedir.

Ekonomi Üzerine Gerçekler

Ekonomide bölüşüm; ücret, kâr, faiz ve rant üzerinden şekillenir. Üretenler, sistem içinde giderek daha az pay alır hale gelirken; sermaye ve mülk sahipleri daha büyük paylara ulaşmaktadır. Üretim ve bölüşüm ilişkileri, kapitalist sistemin doğrudan yansımasıdır.

Kapitalist ekonomilerde mal ve hizmetlerin nasıl üretileceğine, nasıl bölüşüleceğine ve kimin ne kadar pay alacağına piyasa mekanizmaları ve büyük aktörler karar verir. Bu yüzden üretimin ve bölüşümün adil hale gelmesi, ancak merkezi ve bölgesel planlama ile mümkün olabilir.

Üretim Ekonomisinin 4 Temel Amacı:

1. Dünyadaki değişen gereksinimlere uyum sağlamak,

2. Toplumsal hedef ve değerlere uygun kaynak kullanımını teşvik etmek,

3. Üretim politikalarının ekonomik ve sosyal etkilerini analiz ederek karar vericilere yol göstermek,

4. Ekonomideki değişim ve dönüşümlere karşı, işletmelerin ve bölgelerin uyum sağlamasını desteklemek.

Ne Yapılmalı?

Üretimin artırılması için merkezi ve bölgesel planlamalar derhal yapılmalı.

Üretimden kim ne kadar pay alacak, bu açık ve adil şekilde belirlenmeli.

Ücret politikaları emeğin karşılığını verecek şekilde yeniden düzenlenmeli.

Bölüşüm adaleti sağlanmalı; bu, sadece ekonomik değil, sosyal bir sorumluluktur.

Devlet, STK’lar ve sendikalar bu süreçte aktif rol üstlenmeli.

Türkiye Gerçeği ve Çözüm Önerileri

Bugün Türkiye’de ücret yapısı; çalışanların beklentilerini ve yaşam gereksinimlerini karşılamaktan uzaktır. Ücret adaletsizliği, sadece gelir uçurumlarını büyütmekle kalmaz, aynı zamanda toplumsal barışı da tehdit eder.

Bu yapının değişmesi için:

Yeniden bir Türkiye İktisat Kongresi toplanmalı.

Siyasi iktidar tarafından kaldırılan Devlet Planlama Teşkilatı benzeri bir kurum yeniden kurulmalı ve yasal güvenceye alınmalı.

Üretici birlikleri yasası yeniden düzenlenmeli. Tariş, Fiskobirlik, Pankobirlik gibi kurumlar güçlendirilmeli.

Kooperatifler, yeni bir yasal zeminle etkin hale getirilmelidir.

Bölgesel Kalkınma Merkezleri Kurulmalıdır:

1. Erzincan Merkez Projesi: Trabzon Limanı ile demiryolu bağlantılı tarım ve hafif sanayi merkezi.

2. Siirt Merkez Projesi: Ortadoğu’ya açılan ticaret ve üretim köprüsü.

3. Yozgat Merkez Projesi: Samsun Limanı’na entegre tarım ve sanayi bölgesi.

4. Karaman Merkez Projesi: Mersin Limanı’na bağlı, tarım ve sanayi merkezi.

5. Afyonkarahisar Merkez Projesi: Antalya Limanı bağlantılı üretim ve sanayi bölgesi.

6. Çankırı Merkez Projesi: Zonguldak Limanı’na bağlı, yeni sanayi ve üretim merkezi.

Bununla birlikte:

İstanbul, üniversite ve turizm şehri haline getirilmeli.

İzmir, sağlık turizmi ve tarımda organik üretim merkezi olarak yeniden yapılandırılmalı.

Büyükşehirlerde nüfus azaltılarak, tersine göç teşvik edilmeli.

Sonuç Olarak…

Türkiye, kapitalist sistem içinde bile üretime dayalı ve bölgesel kalkınmayı hedefleyen karma bir ekonomik modeli hayata geçirmek zorundadır. Alman ekonomist E.F. Schumacher’in “Küçük Güzeldir” anlayışı, günümüz Türkiye’sine de uyarlanabilir. Yerinde üretim, yerinde yönetim ve bölgesel kalkınma ile kaynak israfının önüne geçilebilir.

Bütün bu adımlar atıldığında; hem üretim artacak hem de adil bir bölüşüm sağlanarak, gelir uçurumları azaltılacaktır. Türkiye’nin kurtuluşu; üretimden, planlamadan ve adil bir bölüşümden geçmektedir.