Siyasal İslam ve Cumhuriyetin Geleceği

Atatürk’ün ölümünden sonra, daha önce iç ve dış desteklerle isyan ve ayaklanmalarda araç olarak kullanılan İslam, hızla siyasal bir kimliğe bürünmeye başlamıştır. AKP’nin iktidara gelmesiyle birlikte ise İslam, artık doğrudan siyasal bir dine dönüşmüştür.

Geçmiş yıllardaki sağ iktidarlar döneminde başlayan fakat yeterince cesaret bulamayan siyasal İslam, AKP ile birlikte ivme kazanmış; siyasal İslamî yönelişler ve davranışlar ülke genelinde ciddi biçimde artış göstermiştir. Artık şeklen cumhuriyetten ve demokrasiden söz edilse de, siyasal İslam’ın toplum üzerindeki etkisi her geçen gün daha da artmaktadır.

Yürürlükteki Anayasa’ya göre laiklik ilkesi hâlâ geçerli görünse de, bu ilke çoğunlukla sadece kâğıt üzerinde kalmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın tüm inançlara eşit mesafede durması gerekirken, Sünni İslam inancı topluma adeta dayatılmaktadır. Laik ve bilimsel eğitimle topluma yön vermesi gereken Milli Eğitim Bakanlığı ise uzun süredir tarikatların ve cemaatlerin etkisine girmiştir.

Tüm kurum ve kuruluşlar, sadece şeklen değil, fiilen de iktidarın istediği İslam anlayışını topluma dayatmakta ve bu anlayış üzerinden güçlü mevziler kazanmışlardır. Bunun sonucu olarak ülkede din, mezhep ve cemaat çatışmaları son bulmamakta, toplumsal huzur ve birlik her geçen gün daha fazla zedelenmektedir.

Toplumda özgürlükler, insan hakları ve demokratik kazanımlar kısıtlanmakta; çoğulculuk ve çok seslilik sistematik olarak yok edilmektedir. Özgür düşüncenin önüne geçilerek bilim, sanat ve felsefe gibi insanı özgürleştiren alanlar bilerek bastırılmaktadır. Çünkü bu alanlar toplumda değer kazandıkça, biat kültürünün önü kesilecektir.

Yurttaşlar arasında dinsel ve mezhepsel ayrımlar yapıldığı için kamu olanakları yalnızca iktidarla aynı inancı paylaşanlara sunulmakta, diğer vatandaşlar ise bu haklardan dışlanmaktadır. Bir dinin veya mezhebin fiilen resmi ideoloji hâline gelmesi, toplumun ilerlemesi önünde büyük bir engel teşkil etmektedir.

Oysa bir toplumun gelişimi; farklı düşüncelerin özgürce tartışıldığı, bilimsel çalışmaların desteklendiği ve yaratıcı aklın teşvik edildiği bir ortamda mümkündür. Türkiye’de –bilerek ya da bilmeyerek– özellikle son 23 yılda siyasal İslam’ın önünü açanlar, ona destek verenler ya da tehdidini hafife alanlar hakkında söylenecek yumuşak bir söz bulmak ne yazık ki mümkün değildir.

Bugün Türkiye’nin en yakıcı sorunu yalnızca ekonomik kriz, yoksulluk ve açlık değil; aynı zamanda dinin siyasallaşması ve bu durumun toplumu Ortadoğulu bir yapıya doğru sürüklemesidir.

Bu gidişattan çıkış; CHP’nin önünü kesecek iç ve dış müdahalelere alet olmadan, partinin yürekli kadrolarıyla birlikte, özgür birey olmanın sorumluluğunu üstlenmekten geçmektedir. Aksi halde, hep birlikte kumda çelik çomak oynamaya benzer sonuçlarla karşılaşmamız kaçınılmaz olacaktır.