BAYRAM ARİFESİNDEN TUTUKLAMA TEBLİĞİNE: KUŞADASI’NDA DEMOKRASİ SINAVI

Bir bayram arifesinde kapımıza gelen tebligatla yıllarımızı verdiğimiz Cumhuriyet Halk Partisi’nden silindiğimizi öğrendik. Aradan zaman geçti… Bu kez gündeme başka bir tebligat düştü: Kuşadası Belediye Başkanı hakkında tutuklama ve görevden uzaklaştırma kararı. İnsan sormadan edemiyor; bu yaşananlar bir tesadüf mü, yoksa siyasetin içinden doğan acı bir tablo mu?

Bir önceki bayram arifesiydi…
Kapımızı çalan postacı, bana ve eşim Ekrem Bey’e imza karşılığında bir zarf bıraktı. Zarfı açtığımızda, yıllarımızı verdiğimiz, en önemlisi yüreğimizi koyduğumuz Cumhuriyet Halk Partisi’nden disiplin kurulu kararıyla üyeliğimizin silindiğini öğrendik.
Ne bir savunma hakkı…
Ne bir yüzleşme…
Ne de partinin en temel ilkesi olan demokratik tartışma zemini…
Sadece bir tebligat.
Eşim Ekrem Bey yarım asırlık bir partilidir.
Tam 50 yılını Cumhuriyet Halk Partisi’ne vermiş bir insanın, bir gün ansızın partiden atıldığını öğrenmesi kolay hazmedilecek bir durum değildir.
Doğal olarak, dönemin Aydın İl Sekreteri, bugün CHP Efeler İlçe Başkanı olan Kaan Erçetin’i aradı.
“Gerekçe nedir?” diye sordu.

Ama cevap yoktu.
Çünkü ortada gerçekten açıklanabilecek bir gerekçe de yoktu.
O dönem Kuşadası’nda yürütülen delege ve aday belirleme süreçleri, partinin yıllardır savunduğu demokrasi anlayışıyla örtüşmüyordu.
Delegeler seçimle değil atamayla belirleniyordu.
Üstelik CHP ile hiçbir bağı olmayan, geçmişte başka siyasi partilerde aktif olmuş bazı isimlerin bile delege yapıldığı konuşuluyordu.

Belediye başkanlığı adaylığı sürecinde ise durum daha da dikkat çekiciydi.
Ön seçim yapılmadı.
Parti tabanının görüşü alınmadı.
Süreç tek aday üzerinden yürütüldü.
Tarafsız olması gereken ilçe yönetimi ise giderek tek bir adayın siyasi merkezine dönüşmüştü.
Biz bütün bunları şaşkınlıkla izlerken başka sorular da gündeme geliyordu.
Ömer Günel’in geçmişteki meclis üyeliği döneminde ve avukatlık faaliyetlerinde, bazı FETÖ davalarında yargılanan isimlerin özellikle onu tercih etmiş olması da Kuşadası kamuoyunda sıkça konuşulan konulardan biriydi.
Ama asıl mesele başka bir yerdeydi.
Kuşadası’nda Cumhuriyet Halk Partisi, zaman içinde bir siyasi parti kimliğinden uzaklaşıp belli bir grubun kontrolünde hareket eden bir yapıya dönüşmeye başlamıştı.
Belediyedeki atamalar…
Kadrolar…
Siyasi ilişkiler…
Hepsi aynı çevrede toplanıyor, aynı merkezden yönetiliyordu.
Belediye bütçesi ve reklam gelirleriyle büyüyen bir propaganda düzeni ise dışarıya pembe bir tablo sunuyordu.
Bu tablonun arkasında ise uzun yıllardır Kuşadası siyasetinde etkili olan eski ilçe başkanı ve milletvekili Bülent Tezcan’ın siyasi gölgesi konuşuluyordu.
Ve elbette hafızalardan silinmeyen başka bir görüntü daha vardı.
AKP’nin Kuşadası’ndaki güçlü isimlerinden biri olan Fuat Akdoğan ile kurulan ilişki…
Kamuoyuna yansıyan miting görüntüleri…

Ve yerel ekranlarda söylenen şu sözler:
“Kuşadası’nda Ömer Günel’i destekleyeceğim, Aydın Büyükşehir’de Mustafa Savaş’ı destekliyorum.”
Bu cümle Kuşadası siyasetinde büyük bir soru işareti yarattı.
Bir yerde CHP adayına destek,
diğer yerde AKP adayına destek…
Eğer gerçekten böyle bir siyasi denklem kurulmuşsa bunun adı neydi?
Strateji mi?
Yoksa siyasetin karanlık arka odalarında kurulan pazarlıklar mı?
Bu sorular hiçbir zaman açık şekilde cevaplanmadı.
Sonrasında yaşananlar ise Kuşadası siyasetinin hafızasına kazındı.
Atanmış delegelerle yapılan kongreler…
CHP’li bile olmayan delegeler…
Ve kongre sonrasında bir belediye başkan yardımcısının eline süpürge alarak çektiği o video:
“Hainleri temizledik.”
Peki kimdi hain?
Partisini eleştirenler mi?
Yoksa partiyi dar bir grubun kontrolüne bırakanlar mı?
O günden sonra Kuşadası’nda CHP iki ayrı kimliğe bölündü:
“Ömerci” olanlar
ve “CHP’li” olanlar.
Ben bu ayrışmanın birebir şahidiyim.
Bir gün telefonum çaldı.
Beni arayan kişi, CHP ve Kuşadası Belediyesi imkânlarından aile boyu faydalanan bir isimdi.
Sorduğu soru şuydu:
“Seçimlerde Ömer Günel için çalışacak mısın?”
Oysa ben o sırada Kuşadası Kent Konseyi’nde en fazla üyeye sahip meclisin başkanıydım.
Cevabım nettir ve hâlâ aynıdır:
“Ben bir kişi için değil, Cumhuriyet Halk Partisi için çalışırım.”
Sonrası malum…
Çalışacaklar listesinden çıkarıldım.
Bugün dönüp baktığımda aslında bunu yapanlara teşekkür borçlu olduğumu düşünüyorum.
Çünkü insan bazen dışlandığında değil, vicdanını kaybettiğinde kaybeder.
Sonrasında Kuşadası siyasetinde ilginç gelişmeler yaşandı.
AKP’den istifalar…
İYİ Parti’den istifalar…
Sağ siyaset içinden birçok isim CHP’ye transfer edildi.
Ama yıllarını CHP’ye vermiş, Cumhuriyet Halk Partisi ilkelerini hayatının pusulası yapmış insanların üyelikleri bir bir silindi.
Biz ise bekledik.
Gazetemizde yazdık.
Kuşadası’nda hazırlanan 1/1000’lik imar planlarıyla tarla, orman ve zeytinliklerin nasıl imara açıldığını…
Kuşadası’nın nasıl hızla betona boğulduğunu…
Sonra Sayıştay raporları ortaya çıktı.
Okurken insanın midesi bulanıyor.
Bir yanda “Kuşadası’nda ranta geçit yok” sloganları…
Öte yanda “Aydın’da ranta geçit yok” afişleri…

Ama arka planda konuşulan tek şey:
rant kavgası.
En çarpıcı olanı ise şu:
Ortaya atılan usulsüzlük ve yolsuzluk iddialarının önemli bir kısmı CHP’li belediye dönemine ait.
Savunmalar da dikkat çekici.
“Kumpas” deniyor.
“İstanbul’da neden yargılanıyor?” deniyor.
Ama kimse çıkıp şu cümleyi kurmuyor:
“Bizim belediye başkanımızdır, kefiliz, rüşvet almamıştır.”
Halk ise başka şeyleri konuşuyor.
Satılan araziler…
Betona dönen sahalar…
Kısmet Otel arazisi…
Kent meydanı…
Toprak saha…
Ve en çok konuşulanlardan biri:
Çöplük arazisinin kime verildiği…
Aradaki komisyon iddiaları…
Ama vitrin belediyeciliği bu soruların üzerini örtmeye yetiyor.
Bugün yine bir bayram arifesindeyiz.
Bu kez karşıma çıkan evrak ise İçişleri Bakanlığı’nın açıklaması oldu.
Kuşadası Belediye Başkanı hakkında “rüşvet almak” suçlamasıyla yürütülen soruşturma kapsamında tutuklama kararı verilmiş ve görevden uzaklaştırılmış.


Hayat bazen garip bir adalet duygusu taşır.
Bir bayram arifesinde partiden atıldığımızı öğrendik.
Bugün başka bir bayram arifesinde, o dönemin mimarı olarak gördüğümüz isim hakkında tutuklama haberi geliyor.
İnsan gerçekten bilemiyor…
Gülmeli mi?
Yoksa ağlamalı mı?
Ama bildiğim bir şey var:
Cumhuriyet Halk Partisi bu tabloyu hak etmiyor.
Ve Kuşadası halkı da…
Tüm okurlarımızın Ramazan Bayramı’nı kutluyor, bayramın gerçekten bayram tadında geçmesini diliyorum.















































