Bir Toplumsal Mühendislik;
Siyasi bir tercih olarak, Sistematik Yoksullaştıma

Ve, Doom Spending sendromu..
(“Fakir yok, Kafeler, Avm’ler İnsan dolu, para çok” illüzyonu)
Bütün dinamiklerini yok ettiği için artık Üretim Ekonomisiyle büyüyemeyeceğini, bu yüzden toplumda bir refah veya memnuniyet artışı sağlayamayacağını bilen Akp’nin bilinçli bir program olarak bunu dayatmasıdır tüm bu yaşananlar.
Barınma, Beslenme gibi en temel konularda bile Vatandaşın artık yaşam hakkına saldırı haline gelen aşırı fiyat artışları,
Ekonomiyi çok da kontrol edemediklerinden, tamamen beceriksiz, plan, programsız oldukları anlamına gelmez, tersi durum da söz konusu olabilir, ki şahsen ben buna inananlardanım..
Yoksa, aşırı fiyat artışının sonuçlarını, getirdiği felaketleri, örneğin, en büyük Para birimiyle çeyrek kg Kıyma alınamayacağı gerçeğini İktidarı yönetenler de elbet biliyorlardır..
Peki, madem bu bilinçli ve sistemli biçimde yürütülen bir bir Politikaysa, bunda amaç ne olabilir ?

*Bağımlılık İlişkisini artırmak:
Orta sınıfın zayıflaması ve halkın geniş kesimlerinin ekonomik olarak alt seviyeye itilip, devlete , yani aslında iktidarın sunduğu sosyal yardımlara muhtaç hale gelmesi, siyasi sadakati artırabilir.
“Geçim derdi” olan bir kitle, yapısal reformlar yerine günü kurtaran yardımlara odaklanır.

* Kendi desteğini artırmak;
Ekonomik kaynakları, Ülkenin varlıklarını bilinçli olarak kendi etrafındaki kitleye aktarmak, bu yolla servet transferi yapmak,
Uzun vadede “İktidara yanaşan huzura erer” algısını hakim kılıp, bunu bir gerçeklik ve “Rahat etmek istiyorsan bizim yanımızda ol” gerçeğini kavratmak..
*Muhalefeti zayıflatmak;
Refah düzeyi yüksek olan bireyler, demokrasi, özgürlük ve hak, hukuk gibi “üst düzey” taleplerde bulunmaya daha eğilimlidir. Yoksulluk sınırı altında yaşayan kitleler ise enerjilerini temel ihtiyaçlara harcadıkları için örgütlü bir siyasi baskı oluşturmakta zorlanırlar.
Bu yüzden toplumsal baskı oluşturamaz, İktidarın önüne engel çıkartamaz, aksine yönledirilmesi çok daha kolay ve rahat olur,
İnsanların Ülke sorunlarıyla uğraşacak, dahası düşünecek hali, mecali kalmaz sonunda..!

*Kendi Varsıllarına ucuz İşgücü ve kaynak yaratmak;
Yani Ülkenin tüm varlıklarının yönetiminde kendileri için dikensiz gül bahçesi yaratmak da diyebiliriz buna..
Özetle; Türkiye’deki süreç, enflasyon yoluyla sermaye transferi, orta sınıfın asgari ücrette eşitlenmesi ve geniş kitlelerin sosyal yardımlarla sisteme entegre edilmesi üzerinden yürümektedir.

Gelelim, diğer aldatmacaya;
Daha önce bu konuyu yazmıştım ama, kısacık da olsa hatırlatmakta fayda var;
Doom Spending sendromu;
Doom spending (kıyamet harcaması)…
Geleceğe dair umutsuzluk, ekonomik belirsizlik ve yüksek kaygı nedeniyle, bireylerin tasarruf etmek yerine “yarın yokmuş gibi” aşırı ve irrasyonel harcama yapmasıdır..
Yani geliriyle ne kadar tasarruf ederse, etsin, bir İnsanın sahip olmasını arzu edeceği, Ev, Araba, Dış Ülkelere geziler, Sanata vs yatırım gibi, tüm bunlara sahip olamayacağını bilir, gelecekten umudunu kesmiştir artık,
geleceğine yatırım yapmaz/yapamaz, o zaman “Anı yaşa, zaten bir halta yaramayacak bu para, bugün ne varsa harca” dürtüsüdür..

İşte Ülke böylesine tarihinin en ağır buhranını yaşarken, sık, sık duyduğumuz ;
“Kafeler, restoranlar İnsan kaynıyor, Avm’ler dolu, bir kahveye 200 Tl verilip, içiliyor” cümlelerinin sebebi de bu sendromun hakim olmasındandır, Buhranlarla gelen gelecek kaygısı, güvensizlik, umutsuzlukla meydana gelen bir eğilimdir, bu da Ekonomi Bilimi açısından bilinmeyen birşey değildir…
Yani, dedikleri gibi,
“200 Tl bir kahve, her taraf dolu, Avm’ler, restorantlar dolu” ise,
o da büyük sorundur, toplumsal refahın artışıyla paralel bir gösterge değildir, aksine aşırı harcama dürtüsüyle felaketlerin habercisidir….
















































