Haberi dinleyebilirisiniz!

Bor Masalları, Devlet Gerçekleri ve Liyakat Sınavı

Türkiye’de bir süredir dolaşan bir metin var. Büyük harflerle yazılmış, öfkeyle çoğaltılması istenen, rakamları uçuk, iddiaları sansasyonel… Eti Bank, bor madenleri, trilyon dolarlar, gizli planlar, Amerika’nın pususu…
Okuyan ürküyor, paylaşan “vatan görevini” yaptığını sanıyor.
Oysa devlet aklı, e-posta zincirleriyle değil; bilgiyle, planlamayla ve liyakatle çalışır.
Evet, Türkiye bor rezervlerinde dünya lideridir. Bu bir masal değil, jeolojik bir gerçektir. Dünya bor rezervlerinin yaklaşık %70-73’ü Türkiye’dedir. Bu maden camdan savunma sanayine, nükleerden kimyaya kadar stratejik bir hammaddedir. Buraya kadar sorun yok.

Sorun, buradan sonra başlıyor.
Eti Bank’ın “9 trilyon dolar” ettiği, “40 milyon dolara ABD’ye satılacağı”, borla çalışan arabaların petrolü bitirdiği, Batı’nın bu yüzden boru “kanser yapıyor” diye karaladığı iddiaları…
Bunların hiçbiri bilimsel, hukuki ya da ekonomik bir temele dayanmıyor.
Bor, mucize değildir.
Bor, stratejik bir endüstriyel girdidir.
Değeri, yerin altındaki miktarıyla değil, işlenme kapasitesi, teknoloji, patent ve katma değer zinciriyle ölçülür.
İşte tam da burada asıl soruyu sormamız gerekir:
Türkiye boru ne kadar çıkarıyor değil, ne kadar işliyor?
Ne kadarını hammadde olarak satıyor, ne kadarını yüksek teknoloji ürününe dönüştürüyor?

Bugün bor madenlerini işleten yapı, artık eski Eti Bank değil; Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü’dür ve özelleştirme kapsamı dışında bırakılmıştır. Yani “40 milyon dolara satılıyor” iddiası, teknik olarak da hukuken de doğru değildir.
Ama bu, içimizi rahatlatmalı mı? Hayır.
Çünkü mesele satış değil, yönetimdir.
Mesele ABD değil, bizim ne yaptığımızdır.
Mesele komplo değil, liyakat eksikliğidir.
Bor konusunda Türkiye’nin temel açmazı şudur:
Rezerv bizde, teknoloji başkalarında.
Maden bizde, patent başka ülkelerde.
Toprak bizde, katma değer zinciri dışarıda.

Ankara Siyasal geleneği bize şunu öğretir:
Devlet, sloganla değil; planla, kurumla ve kadroyla yönetilir.
Stratejik kaynaklar, hamasetle değil; bilimsel sanayi politikalarıyla korunur.
Bor madenleri üzerinden korku pompalamak kolaydır.
Ama zor olan şudur:
– Neden hâlâ bor temelli ileri malzeme teknolojilerinde lider değiliz?
– Neden üniversite-sanayi-kamu işbirliği bu alanda sonuç üretmiyor?
– Neden bu alandaki kamu kurumları siyasi sadakate göre şekilleniyor?
Eğer gerçekten vatanı seviyorsak, zincir maili değil, hesap soran aklı çoğaltmalıyız.
Çünkü bir ülke, madenini kaybettiği için değil; aklını kiraya verdiği için yoksullaşır.
Bor bizimdir.
Ama onu geleceğe taşıyacak olan şey, efsaneler değil; liyakatli devlet aklıdır.