ALP ARSLAN VE MALAZGİRT SAVAŞI

“Tarihten Türkler çıkarılırsa, ortada tarih diye bir şey kalmaz” Prof.Fritz Neumark
“Türkler olmadan bir dünya tarihi yazmak mümkün değildir”

İlber Ortaylı
Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in çocuğu olmadığı için, ölmeden önce kardeşi Çağrı Bey’in oğlu Süleyman’ı varis göstermişti. Ancak Çağrı Bey’in diğer oğlu Alp Arslan bu karara karşı çıkar, mücadelelerden sonra Alp Arslan üstün gelerek 1063 yılında Nişabur’da Büyük Selçuklu tahtına oturur. Tahta çıkar çıkmaz en önemli icraatı, dönemin en bilgin ve kudretli devlet adamı olan Nizamülmülk’ü vezir yapması olur.
Alp Arslan hemen amcası Tuğrul Bey’in istediği ve başlattığı Mısır’ın fethi için güneye doğru inmeye başlar. Doğu Roma egemenliğinde ve alınmaz olarak ünlenmiş olan Urfa surları önüne gelir, kenti kuşatır. Bir aylık bir kuşatmadan sonra Urfa, Alp Arslan’a kuşatmayı kaldırması için 50 bin altın önerir. Alp Arslan kuşatmadan vazgeçerek Halep’e doğru ilerler. Selçuklu ordusu Fırat’ı geçerken Ebu Cafer, Sultan’a “Eyefendimiz,uluTanrı’nınsanaihsanettiğibunimeteşükret.BuırmağışimdiyekadarTürkolarakköleasıllıhükümdarlargeçmişlerdi.Amabugün,Hazret-ialileri,ilkkezbirTürksultanıolarakgeçiyorlar“ der.

Alp Arslan, Mısır yolunda sadece bir günlük yol gitmişti ki Doğu Roma imparatorluğundan bir elçi gelir, İmparator Menbic, Ahlat ve Malazgirt’in Doğu Roma’ya geri verilmesini istiyordu. Eğer istek yerine getirilmezse İmparator büyük bir ordu ile harekete geçecek Selçukluların başkenti Rey’i alacaktır. Halbuki, Romanos Diogenes çoktan Konstantinopolis’ten, Erzurum’a doğru hareket etmişti, paralı askerlerden; Gotlar, Varegler, Slavlar, Franklar Normanlar, Gürcüler, Abhazalar, Bulgarlar, Türklerden (Peçenek, Uz-Oğuz, Kuman) ve Ermenilerden oluşan büyük bir orduyla ilerliyordu. Türkmenleri Orta Asya’ya geri atacaklardı.
Alp Arslan Mısır’ın fethini yarıda keserek hızla Doğu Anadolu’ya doğru yola çıkar. Sultan, muhtemel bir yenilgiye karşı da karısını ve çocuklarını veziri Nizamülmülk ile İran’a, Hamedan’a yollar.
Alp Arslan Diyarbakır üzerinden Erzen ve Bitlis Boğazlarından geçerek Ahlat’a varır. Doğu Roma ordusu da Malazgirt’e gelir, kaleyi ele geçirir. İki ordu denizden 1500 m. yüksekteki Ovada karşı karşıya gelirler. Bizans ordusu tahminen 200.000 Türk ordusu ise yaklaşık 50.000 kişidir (kesin sayılar bilinmemektedir.)
Türk orduları hızlı hareket etme kabiliyetine sahipken, Doğu Roma ordusu çok hantaldı, yönetilmesi güçtü. Türk savaşçıları genç ama deneyimli, düzenli ve disiplinliydi. Alp Arslan, bir elçi heyetini İmparator’a yollar. Diogenes, Alp Arslan’ın barış teklifini ret ederek Elçi Sav Tekin’e şu ünlü cevabı verir: “Sultanınıza söyleyin, kendisi ile barış görüşmelerini Rey kentinde yapacağım, ordumu İsfahan’da kışlatacağım ve hayvanlarımı Hamedan’da sulayacağım. Selçuklu elçisi ona şu ünlü cevabı verir: “Atlarınızın Hamedan’da kışlayacaklarından ben de eminim. Fakat sizin nerede kışlayacağınızı bilemiyorum.“

MALAZGİRT SAVAŞI
26 Ağustos 1071 Cuma sabahı, Güneş doğunca Alp Arslan ordusuna kısa bir konuşma yapar. Yaptığı konuşmada sayıca az olduklarını vurgulayarak Kuranı Kerim Bakara suresinin 249.cu Ayetini hatırlatır “Allah’ın izni ile az olan çok olanı yener “ der. “Dönmek isteyen dönsün, burada Allah’tan başka hükmeden bir Sultan yoktur“ diyerek kimseyi savaşa zorlamaz. Ölürse, öldürüldüğü yere gömülmesini ve oğlu Melik Şah’ın etrafında toplanılmasını ister. Toplu olarak namaz kılınır. Halifenin, Selçuklu ordusunun zaferi ile ilgili yazdığı hutbe okunur. Doğu Roma ordusunda da askerlerin dinlerinde törenler yapılır.
Namazdan sonra Sultan Alp Arslan kılıç ve gürzünü kuşanır, askerlerine hem komutan hem de bir savaşçı gibi harbe katılacağını gösterir. Sultan, Türk gelenekleri uyarınca atının kuyruğunu kendi elleri ile bağlar. Aynısını askerleri de yaparlar. Savaş, Türk atlılarının kitlesel bir ok hücumu ile başlar, hemen meşhur Turan-Bozkır taktiğine başvururlar. Kaçarmış gibi savaşarak savaş meydanından uzaklaşmaya başlarlar. Doğu Romalılar, bu gibi Bozkır taktiklerini bilmiyorlardı. Türklerin ok hücumundan sonuç alamayınca, gerçekten bozulduklarını sanırlar, kovalamaya başlarlar. Bu da birliklerin birbirinden kopup aralarını açmaya başlar. Pusuda bekleyen Türk kuvvetleri Doğu Roma kuvvetlerini imha etmeye başlarlar, akşam bastırırken tümünü teslim alırlar.
Kahramanca dövüşmüş olan İmparator da yaralı olarak esir alınır. Roma imparatorluğunun Caesar’ı, Basileus 4. Romanos Diogenes tutsak edilmiştir. Tarihte ilk kez Müslüman bir hükümdar bir Bizans imparatorunu esir almıştır. Alp Arslan, Romanos Diogenes’e bir savaş tutsağı gibi değil, bir konuk hükümdar gibi davranır. İmparator için özel bir çadır hazırlanır, emrine hizmetkarlar verilir. Antlaşma yapılır; İmparator kurtuluş akçesi olarak 1 milyon altın verecektir ve Antakya, Urfa, Menbic ve Malazgirt kale ve kentleri Selçuklulara bırakılacaktır.
Romanos Diogenes, Konstantinopolis’e dönerken Amasya’da yeni durumu haber alır. Yerine 7. Mihail (Mihail Dukas) İmparator olmuştur (Ekim 1071), tahtı ele geçirmek için harekete geçer. Ama Tokat ve Tarsus’ta iki kez yenilir. Yakalanıp, gözleri kör edilir. 1072’de, tutsak tutulduğu Kınalıada’da ölür.
Malazgirt savaşından sonra Anadolu’nun Türkleşme süreci başlar. Artık Türkler Azerbaycan’daki üstlerine dönmezler, Anadolu’ya yerleşmeye başlarlar.
















































