Haberi dinleyebilirisiniz!

İzmir’de Yer Adları Reformu: Bir Şehrin Hafızası Nasıl Yeniden Yazıldı?

Bir kentin hafızası en çok nerede saklanır?
Meydanlarında, insanlarında, mimarisinde… Ama en çok adlarında. Çünkü yer adları sadece bir yön tarifinden ibaret değildir; bir geçmişi, bir kültürü, bir dili ve bazen de bir acıyı taşır. İşte İzmir’in 20. yüzyılın başındaki büyük dönüşümü tam da bu hafıza üzerinden okunabilir.

İzmir, Yunan işgalinin bittiği o 9 Eylül 1922 sabahına sadece askerî bir zaferle değil, bir dil ve kimlik mücadelesiyle de uyanmıştı. Çünkü o tarihe kadar şehrin sokaklarında dolaşan isimler; Rumca, Ermenice, İtalyanca, Fransızca ve Musevice kökenliydi. Agios Nikolas’tan Mortakiye’ye, Punta’dan Aya Vukla’ya kadar çok dilli bir şehirden söz ediyoruz.

Bugün kulağımıza yabancı gelen bu adların çoğu artık hafızalardan silindi; yerlerine Alsancak, Gündoğdu, Karantina, Gaziler, Güzelyurt, İstiklal, Yeşil İzmir gibi bambaşka bir şehir haritası geldi.

Bir Şehrin Yeniden Doğuşu

1922 İzmir Yangını, şehrin fiziksel siluetini olduğu kadar kültürel yapısını da derinden etkiledi. Rumların yaşadığı Agios Nikolas, Demetrius, Fasula, Agia Katerina, Mortakya ile Ermenilerin yoğun olduğu Haynots (Basmane) mahalleleri yok olunca, onların yerine yepyeni Türkçe adlarla yeni semtler kuruldu.

Bu, yalnızca mahallelerin değişimi değildi; İzmir’in kimliğinin yeniden inşasıydı.

1930 Yer Adları Devrimi

Bugün İzmir’i diğer tüm şehirlerden ayıran en belirgin fark nedir diye sorarsanız, yerli İzmirli size hemen söyleyecektir:

“Bizde sokak isim değil numara taşır.”

İşte bu alışılmışın dışındaki düzen, 3 Nisan 1930’da kabul edilen 1508 sayılı Belediyeler Kanunu ile başlayan yer adları reformunun sonucudur. Kanun belediyelere tüm yer adlarını değiştirme yetkisi verince, İzmir Belediyesi üç kişilik bir komisyon kurdu ve kapsamlı bir çalışma başlattı.

Türkçe olmayan tüm adlar değiştirildi.

Açılan cadde ve sokaklara yeni Türkçe adlar verildi.

Ad verilemeyecek kadar çok sokak olduğundan, 20 metreden dar sokaklara numara verilmesi kararlaştırıldı.

Böylece İzmir, Türkiye’de başka hiçbir şehrin benzemediği benzersiz bir adres sistemine kavuştu.

Bugün bile Türkiye’nin hiçbir kentinde İzmir kadar çok numaralı sokak bulamazsınız.

Yeni Adları Benimsetme Operasyonu

Dönemin yönetimi, halkın yeni adlara alışması için yalnızca yerel bir düzenlemeyle yetinmedi.
1930’larda çıkarılan başka bir düzenlemeyle, Türkiye yabancı ülkelere resmi bir bildirim yaparak şehirlerimizin Türkçe adlarıyla kullanılmasını talep etti.

Artık Angora değil Ankara,
Konstantinopolis değil İstanbul,
Smyrna değil İzmir olacaktı.

Bu isimlerle gönderilen postalar geri çevrilmeye başlandı:
“Böyle bir adres yoktur.”

Yurttaşların alışması için ise bir şart getirildi:
Her zarfın üzerinde gönderenin Türkçe adresi yazılacak.

Yani yalnızca şehirler kurtulmuyordu, Türkçe de yeniden egemenliğini kuruyordu.

Dil, Kimlik ve İzmir’in Sessiz Devrimi

İzmir’in yer adları reformu, bir dönemin zihniyetini anlamak açısından çok şey anlatır. Bu, yalnızca tabelaların değişimi değildi; devletin ulus inşası projesinin şehir hafızasına kazınmış hâliydi. Kaybolan adlar bir kültürün sessizce tarihe karıştığını gösterirken, yeni adlar Cumhuriyet’in dilde ve kimlikte birlik idealini yansıtır.

Bugün Kordon’da yürürken, Alsancak sokaklarında dolaşırken ya da 1453 sokaktan 1370 sokağa geçerken bilmeden o tarihin izleri üzerinde yürürüz.

Belki de bu yüzden İzmir, sadece bir kent değil; çok katmanlı bir hafıza atlasıdır.

9 Eylül 1922’de İzmir’in kurtuluşuyla birlikte, aslında yalnızca bir şehir değil, Türkçe de özgürleşti.