MÜBADELE’DE RUMLAR
CELAL KÜÇÜK
“İnsanın kendi vatanını kaybetmesinden daha büyük bir acı yoktur.” Euripides

RUMLARIN GÖÇ ETMELERİ
- 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan Mübadele Antlaşması ile karşılıklı insan değişimine başlanır. Anlaşmaya göre, zorunlu mübadele yapılacak, bu kimselerden hiçbirisi Türk ve Yunan Hükümetlerinin izni olmadıkça ilk ülkesine dönerek orada yerleşemeyecektir.
- Mübadele Sözleşmesiyle Anadolu’da yaşayan ve ana dili Rumca veya Türkçe olan Rum Ortodoks dini mensupları Yunanistan’a gönderilmeye başlanır. Böylece dünya tarihinin en büyük insanlık dramlarından biri başlamış olur. İki tarafta yaşanan göç trajedisi Yunan yayılma politikasının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
- Bunlar arasında Karaman Türkleri de etnik kökenlerine bakılmaksızın Ortodoks dininden olduklarından mübadil sayılırlar.
- Bu şartlar altında iki taraftan insanlar yollarda, yoksulluk, çaresizlik, ağır koşullar altında göçerler.
- İstanbul’da etabil (yerleşik) olmadığından mübadeleye dahil olan çok kişi gitmemek için çeşitli yola başvururlar:
Mübadeleye dahil olmayan diğer gayri Müslimlerle veya Müslüman Türklerle evlenme yoluna giderler.
Doğrudan din değiştirip İhtida olup (İslam dinini kabul eden) Müslümanlığa geçenler olur.
Bu kişiler hüviyet cüzdanlarından “Rum Ortodoks” ibaresinin kaldırılması için uğraşırlar.
Sonunda Mübadele Komisyonu, Müslüman veya Gayrimüslim erkeklerle evlenmiş olan Rum Ortodoks kadınların da Gayri Mübadil kabul edilmesini (gönderilmemesini) kararlaştırır.
Ayrıca yetim, öksüz ve bakıma muhtaç olup da Mübadele Komisyonu’na başvuran kişiler de, komisyonun özel izni ile gayri mübadil olarak kabul edilirler.
Tüm bunlara rağmen ülkeyi terk etmek istemeyen birçok Rumun, kısa bir süre sonra yabancı uyruklu vatandaş sıfatıyla tekrar Anadolu’ya gelerek yerleştikleri görülür.
- İçişleri Bakanlığı, vatana bağlılıklarından ve yapmış oldukları hizmetlerden dolayı birçok Ortodoks Rum’u gayri mübadil olarak kabul eder.
TAŞINMALARI
- Mübadelede Rumları taşıma işine önce Niğde, Kayseri gibi İç Anadolu kentlerinden başlarlar. Göçe tabi tutulan Rumlar yükte hafif, pahada ağır ne varsa alabildikleriyle yollara düşer.
- Sonra, Batı Anadolu ve Marmara bölgesinden, ardından Doğu Trakya ve Karadeniz bölgelerinden Yunanistan’a deniz, kara ve demiryolları aracılığıyla göç ederler.
- İzmir, İstanbul, Samsun ve Trabzon gibi büyük iskeleleri olan yerleşim birimlerinden Rum göçmenleri alan vapurlar, Selanik, Hanya, Kandiye vs. yerlere göçmenleri bırakır; bazen de buralardan aldıkları Türk göçmenleri Anadolu’daki iskelelere getirirler.
- Karadeniz iskelelerinde toplanan Rum göçmenlerin sağlık ve beslenme sorunları, başta Hilal-i Ahmer Cemiyeti olmak üzere Amerikan Muavenet Heyeti-Yakın Doğu Yardım Heyeti (NEF: The Near East Foundation) gibi çeşitli yardım kuruluşları tarafından karşılanır.
- Karadeniz bölgesi kıyı şeridinde toplanan Rumlar 2.000 kişilik gruplar halinde Yunanistan’dan gelen vapurlar aracılığıyla taşınırlar.
- Anadolu’dan İstanbul’a gelen ise, Beşiktaş, Yeniköy, Anadolu Kavağı, Selimiye, Yeşilköy gibi semtlerde ve Büyükada, Burgaz, Heybeliada da toplanırlar. Buralarda ciddi sağlık, beslenme ve barınma sorunlarıyla karşı karşıya kalırlar.
- Doğu Trakya’da Rum göçmenler ağırlıklı olarak Tekirdağ Selanik yolundan tren, vapur ve karayolu ile taşınırlar.
- Anadolu kıyılarına yakın Yunan adaları tıka basa göçmenle dolunca gelen tekneleri artık kabul etmezler. Çok sayıda insan yollarda açlıktan, soğuktan ölürler. BM’ne göre Eylül 1922 – Temmuz 1923 arasında 70.000 göçmen hayatını kaybeder. Önemli bir kısmı sıtmadan ölür.
- Henüz 23 yaşınayken Toronto daily Star gazetesinin muahbiri olarak Trakya’da bulunan ünlü yazar Ernest Hemingway gördüğü bir göç manzarasını “Sanki Ölmüş Gibi Bir Sessiz Kafile” başlıklı yazısında anlatır:

“..Doğu Trakya’nın Hristiyan halkı, bitmek bilmez ıstıraplı bir yürüyüşle Makedonya yollarında, Edirne’de Meriç ırmağını geçen ana gövde 30 km uzunluğunda. Dünyalıklarını yükledikleri, inek, öküz, mandaların çektiği kağnıların yanında, başlarında battaniyeleriyle, aç, bilaç erkekler, kadınlar ve çocuklar harabeler arasında körlemesine yürüyorlar….” “Sadece Doğu Trakya’dan 250.000 Hristiyan mülteci tahliye ediliyor. Bulgar sınırı onlara kapatıldı. Onları sadece Makedonya ve Batı Trakya kabul ediyor. Şimdiden 500.000 mülteci Makedonya’ya ulaştı. Nasıl beslenecekler kimse bilmiyor ama gelecek ay Hristiyan dünyası şu çığlığı duyacak: “Makedonya’ya gelin ve bize yardım edin!”
- Yunanistan gelen Rumlara yer açmak için Türklere büyük zulum yapmaya başlar. Devlet Müslümanların mahsullerinin %75’ine savaş vergisi olarak el koyar, kalanları da gelen Rumlara dağıtır.
- Gelen Rumlar da Yunanistandaki Türklerin eşyalarına el koyarlar, camilerden halıları çalarlar. Türklere ait her şeyin artık kendilerine ait olması gerektiğine inanıyorlardı. Gazeteler gelen Rumların Türklerle birlikte yaşamak istemediklerini yazar. Yunan askerleri Türklerin mallarına el koyarak, kaçmaya zorlarlar.
- Yunanistan’ın nüfusu 5 milyon, ilk başlarda gelenlerin sayısını kimse bilmiyordu.
- 1928 genel nüfus sayımına göre Yunanistan’daki göçmen nüfus 1.221.849 idi. Bunun 1.104.216’sı Türkiye’den, geri kalanı ise diğer ülkelerden gelmiştir. O dönemde Yunanistan nüfusu 3.500.000 kadar idi. 2.300.000 göçmeni barındırmak, yerleştirmek büyük bir yük idi.
- Yunanistan büyük bir ekonomik krizle boğuşmaya başlar. Anadolu’daki savaşın yükü ülkede ekonomik dengeler alt üst etmişti. Fiyatlar çılgınca artıyordu. Temel tüketim maddeleri kıtlık yüzünden karneye bağlanmıştı. Açlık yaygındı. Para bulunamıyordu, bulunsa da mal yokluğundan bir işe yaramıyordu.
- Kars’tan Selanik’e gelen bir Rum şöyle der; “Kars’ın soğuk ikliminden Selanik’in sıtmasına geldik ve sonra da mezara!
- Yunanistan bu mübadele ile kendi ülkelerindeki ziraatçilerini, bazı zanaatkarlarını ve tütün işçilerini kaybedince sigara fabrikaları mal üretemez duruma düşer.
- Ortodoks Rumlar, mübadeleyi zorunlu bir sürgün olarak yaşarlar ve Yunanistan’a yerleşmelerinden sonra “ kayıp vatanlarını”, bırakıp gittikleri yurtlarını özlemle anarlar. Yunanistan’da kurdukları yerlere Anadolu’da yaşadıkları yerlerin adının başına Nea ekleyerek aynı yaparlar:
Nea Mudanya, Nea Smyrna, Nea Halikarnasos, Nea Amisos (Samsun), Nea Sparti (Isparta), Nea Polis, Nea Stranca, Nea Nikomedia (İzmit), Nea Zoi (Hayat), Nea Malgara (Malkara), Nea Filadelfia (Alaşehir), Nea Magnesia (Manisa), Nea Santa (Araklı-Dumanlı), Nea Raidestos (Tekirdağ), Nea Gonya (Konya), Nea Triglia (Tirilye), Nea Tenedos (Bozcaada), Nea Apollonia (Uluabat Gölü), Nea Madytos (Maydos-Eceabat), Neos Marmaros (Marmara), Nea Karia, Nea Ergani, Nea Efesos, Nea Trapezus (Trabzon), Nea Smyrni (İzmir), Nea İonia vs.
- Bir Türk göçmenin anlatıkları; “..Biz evlerimizden çıkmadan önce Anadolu’dan Rumlar gelmeye başlamıştı. Boşalan yerlere, evlere yerleştiriliyorlardı. Boş ev bulamayanlar Türk ailelerin yanına vermişlerdi. Biz gidinceye kadar onlarla yaşamak zorunda bırakıldık, aynı evi paylaştık. İstesek de istemesek de… vakti gelince gelenlere bıraktık evimizi, ocağımızı. Ağlaştık ayrılırken, kaderimiz aynıydı. “ Selam söyleyin memeleketimize, toprağımızı koklayın, çeşmemizden su için “ dediler.
- Kayseri göçmeni bir Rum şunları söyler: “ Biz orada sadece evlerimizi, çiftliklerimizi, mallarımızı bırakmadık. Kutsal köklerimizi bıraktık. Bizimle beraber atalarımızın mezarlari, kilselerimiz, manastırlarımız azizlerimizin şapelleri oksüz kaldı.”
- Her iki taraf mübadilleri göçtükleri yeni ülklerinde çabuk kabul görmezler. Türkiye’ye gelenlere yerli halk “Yarı Gavur”, “Macir” (muhacir), Yunanistan’da gelen Rumlara ise “Tourkikos Sporos” (Türk tohumu ) derler.
- Karadeniz Rumları Yunanistan’da fıkraların, kötü şakaların başrollerinde olurlar. Türkiye’de ise Giritli Müslümanların mutfak kültüründe çok ot yeniyor diye yerliler “Hayvanlarımıza ot kalmayacak” diye dalga geçerler.
- Sonuç olarak Mübadele sonrası “Balkanlar daha Hristiyan, Anadolu daha Müslüman olur.”
NOTLAR
- ABD’nin İstanbul elçisi Yunanlıları övmekte Venizelos’u çağdaş Perikles olarak tanımlamaktadır. “I was Sent To Athens” adlı anı kitabını okuyanlar sanki Türkler Yunanistan’ı işgal etmişler kanısına kapılabilir.
- Euripides (İ.Ö 480-406) Aiskhlos ve Sophokles ile birlikte Grek tragedya yazarlarının en büyüklerindendir.
“İnsanın kendi vatanını kaybetmesinden daha büyük bir acı yoktur.”
İng. “What greater grief than the loss of one’s native land. “
Alm. “Gibt´s kein höheres Übel doch als den Verlust der Heimat.”
- 1930 yılında Atina’da kurulan Küçük Asya Araştırma Derneği Göç-Eksodos adlı 5 ciltlik anı toplar. Mübadele ile ilgili araştırma yapanlara bunları açarlar:
Centre for Asia Minor Studies
İng. (en.kms.org.gr), Tür. (tr.kms.org.gr)
KAYNAK
- Henry Morgenthau I was Sent To Athens Doubleday, Doran co. 1929 NY
Selamlar Celal KÜÇÜK
















































