Darbenin Gölgesinde Doğan Umut: Özgür Örsoğlu
12 Eylül Döneminde Baba Olmak

12 Eylül 1980. Türkiye’nin kara sabahlarından biri. Postalların, baskınların, kitap yangınlarının gölgesinde yaşanan bir dönem. İnsanların düşüncelerinden ötürü gözaltına alındığı, işkenceli sorgularla karşılaştığı, korkunun ve umutsuzluğun kol gezdiği yıllar… O günleri anlatmak da anlamak da kolay değil. Hele bir aile için.

Oğlumun annesi, 12 Eylül’ün hemen öncesinde dört aylık hamileydi. Ankara’nın o meşhur dondurucu soğuğu başlamış, kış kendini iyice hissettirmişti. Ama dışarının soğuğundan beter bir soğuk, evlerin içine kadar sızıyordu. Sürekli baskınlar, evin altını üstüne getiren aramalar, sorgusuz sualsiz gözaltılar… Hamile eşim, bu zor günlerin ortasında hem fiziksel hem de ruhsal olarak tükeniyordu. Bir gün baskın sırasında, askerlerin çamurlu postallarıyla evimizi dağıtmasına artık dayanamayıp isyan etti:
“Yeter artık! Ben hamileyim. Bana acımıyorsunuz, bari karnımdaki çocuğa acıyın!”
Ama kimse duymuyordu. Ne annenin çığlıklarını ne de daha doğmamış bir bebeğin masumiyetini…

O günlerin kasveti arasında bir sabah, 25 Ocak 1981’de, oğlum dünyaya geldi. Darbenin karanlık günlerinde bir bebek sahibi olmak… Dışarıda baskı ve korkunun hâkim olduğu bir dünyada, bir umut yaratmak. İşte biz tam da bunu yaptık. Oğlumuza “Özgür” adını verdik. Bu isim, o günlere karşı bir isyanın, bir başkaldırının, bir haykırışın sembolüydü. Umutların yakıldığı, düşüncelerin susturulduğu bir zamanda, özgürlüğü avuçlarımızın içine aldık.
Oğlum Özgür’ün doğumu, yarına dair kaybettiğimiz güveni yeniden yeşertti. Onun yüzündeki masumiyet, bize unuttuğumuz bir şeyi hatırlattı: Hayat, her koşulda bir yol bulur.

















































