Zamanın Tanıklığında Bir Anı

2023 yılının son demleriydi. İzmir, yerel seçimler öncesi siyaset sahnesinde derin bir bekleyiş içindeydi. Adaylar belli değildi, kulisler fısıltılarla çalkalanıyor, her köşe başında başka bir isim dillendiriliyordu. Bu sisli ortamda, ben de yılların tanıklığıyla İzmir siyasetinin kalp atışlarını yakından izliyor, sık sık bu kadim şehre yolculuk ediyordum.
İzmir’in siyasi tarihinde iz bırakmış, bir dönemin efsanesi Yüksel Çakmur ve yol arkadaşları, kurdukları platformla yeniden halkın nabzını tutuyor, geçmişin birikimiyle geleceğe ışık tutmaya çalışıyorlardı. Şehir, bir yandan hafızasını yokluyor, diğer yandan yeni bir yol haritası arıyordu.

O günlerde Aydın’da da benzer bir siyasi hareketlilik hakimdi. Değerli dostum Hüseyin Asar, kalemiyle Aydın siyasetini anlamlandırma gayretindeydi. Bir tarihçi etkinliği ile olayları yazıyor, halkı bilgilendiriyor, düşündürüyordu. Her iki kentte de asıl mesele aynıydı: “Kim olacak?” sorusu, cevabını arıyordu.

Bir sohbetimizde, Hüseyin’e Yüksel Çakmur’un adaylık ihtimalinden söz ettim. Ancak yaşının ilerlemiş olması, bu ihtimali gölgede bırakıyordu. Buna rağmen bir açıklama yapacağını duyduğumda, Hüseyin’in gözlerinde beliren ışığı fark ettim. O ışık, bir gazetecinin sezgisiyle, bir röportajın hayaliydi aslında. Kolay mıydı? 12 Eylül öncesinin Gençlik ve Spor Bakanı, darbe sonrası İzmir Belediye Başkanlığı görevini üstlenmiş, acıları yüreğinde taşıyan, çınar gibi bir isimden söz ediyoruz. Böyle bir fırsatı hangi gazeteci kaçırmak isterdi ki?

Yol arkadaşlığımızda kısa ama derin sohbetlerimiz olurdu Hüseyin’le. Yine öyle bir gün, İzmir’e gideceğimi söyledim. “İstersen sen de gel,” dedim. Cevabı kısa ama kararlıydı:
“Röportaj yapabilir miyiz?”

Hüseyin bilmiyordu belki ama ben, CHP’ye yarım asrımı vermiş, partinin ağır çınarlarının güvenini kazanmış birisiydim. O sayede, nice kapılar bana dostlukla aralanırdı. Hüseyin’le İzmir’de buluşup CHP İl Başkanlığı binasındaki açıklamaya birlikte katıldık. Yüksel Çakmur’un konuşmasını dinledik. Ardından, Kemeraltı’na doğru bir yürüyüş… Kalabalıkların arasından, sevgi seli içinde yürüyen insanlar… Yanımızda Çakmur’un yanı sıra Mehmet Arısoy, Ayhan Baltacı ve pek çok dost…

Sonunda röportaj mekânına ulaştık. Hüseyin’i Yüksel Çakmur’la tanıştırdım. Kameranın arkasına geçip kayıt tuşuna bastığımda, sadece bir gazetecilik faaliyeti değil, bir hayalin gerçekleşmesine tanıklık ediyordum. O an, Hüseyin için olduğu kadar benim için de tarifsizdi. Çünkü bir dostun hayaline vesile olmak, zamanın ötesinde bir değere sahiptir.
Bugün belki bu röportajın kıymeti yeterince anlaşılmıyor olabilir. Ancak tarih sabırlıdır. Gerçek değeri zamana bırakır. Zira zaman, hakikatin en sadık tanığıdır.

Ve işte bu yüzden, her daim söylediğim sözü bir kez daha yineliyorum:
Biz, “yarin yanağından gayri her şeyde, her yerde hep beraberiz” diyebilenlerdeniz.
Egeden Medya Haber’in taşıdığı ruh, işte tam da bu dayanışmadan, bu yoldaşlıktan beslenir.
















































