Bir Ülkenin Vicdanı: Dünya Çocuk Günü ve Bizim Çocuklarımız

Bugün Dünya Çocuk Günü…
Kâğıt üzerinde tüm çocukların eşit olduğu, korunması gerektiği, geleceğin onların ellerinde olduğu söylenen o özel gün…
Peki biz, bu ülkenin yetişkinleri, bu cümlelerin altını ne kadar doldurabiliyoruz?
Bir toplumun vicdanı, çocuklarına gösterdiği özenle ölçülür.
Eğer çocuklar güvende, mutlu ve özgürse o ülke güçlüdür.
Ama bugün Türkiye’nin aynasına baktığımızda, karşımıza çıkan tablo iç açıcı değil; aksine sosyal bir çığlığın yüksekten yankılandığı karanlık bir manzara…
Çocuk İstismarı: Sessiz Çığlıkların Ülkesi
Son yıllarda her gün bir yenisi eklenen haberleri biliyorsunuz.
Tecavüze uğrayan çocuklar…
Tarikat yurtlarında karartılan hayatlar…
Ailesinin, öğretmeninin, akrabasının “koruması altında” olması gerekirken yaşamı karanlığa gömülen yavrular…
Toplum bunu konuşmaktan yoruldu, çocuklar ise susmaktan…
Devletin asli görevi çocukları korumaktır.
Ama bazı kurumlar korunuyor, bazı yapılar kollanıyor, bazı dosyalar rafta unutuluyor…
Peki çocuklar?
Onlar istatistik tablolarında birer sayı…
O sayılar bilinçli bir toplumda utanç sebebidir; bizde ise alışılmış bir haber bülteni maddesi…

Bir çocuğun tek bir damla gözyaşı bile siyaset üstüdür, tartışmasızdır, ertelenemezdir.
Yasaların güçlendirilmesi, hukukun siyasetten arındırılması, çocuk güvenliğinin kırmızı çizgi ilan edilmesi gerekirken hâlâ “üstüne gitmeyelim, yapımız yıpranır” anlayışıyla hareket ediliyor.
Oysa yıpranan yapı değil, çocukların geleceği…
Çocuk İşçiliği: Kaba Gerçek
Bugün Türkiye’de yüz binlerce çocuk okul sıralarında değil, atölyelerde, inşaatlarda, tarlalarda ekmek parası peşinde.
Kimi sabahın beşinde kalkıp servis değil, kamyon kasasına biniyor.
Kimi okula değil, tekstil atölyesine giriyor.
Kimi çocuk değil; ev geçindiren küçük bir yetişkin…

Çalışırken hayatını kaybeden çocukları saymıyoruz bile…
Oysa onlar oyun oynaması, hayal kurması, okumayı öğrenmesi gereken yaştaydı.
Fakat bu ülke, çocukluğu feda ederek büyümeye alıştı.
Ve hiç kimse sormuyor:
Bir ülke, çocuklarının geleceğini tüketerek nasıl kalkınabilir?
Bu sorunun cevabı hiç değişmedi: Kalkınamaz.
Sadece kendini kandırır.
Eğitim Erişimi ve Yoksulluğun Gölgesi
Her çocuğun eşit eğitim hakkı olduğu söylenir, fakat gerçek farklıdır.
Tablet dağıtmak eğitim değildir.
Sosyal medya çağında “okuldan kopan” çocukların sayısı artıyor.
Deprem bölgesinde okula devam oranları hâlâ düşük.
Yoksulluk derinleştikçe çocukların hayalleri daralıyor.
Gidecek okul bulamayan, öğle yemeğini geçiştiren, defterini, montunu, ayakkabısını alamayan çocukların ülkesinde Dünya Çocuk Günü kutlamak yalnızca bir zorunlu törenden ibaret oluyor.
Bir çocuğun eğitime erişememesi, o toplumun geleceğinin yoksullaşmasıdır.
Bir çocuğun yoksul kalması, o ülkenin politikalarının sınıfta kalmasıdır.
Bugün Kutlamak Değil, Yüzleşmek Günü
Bu özel gün, şenlik havası yaratmak için değil, hesap vermek, yüzleşmek, kırılan çocuk hayatlarını onarmak için vardır.
Asıl mesele şudur:
Biz çocukları gerçekten seviyor muyuz?
Yoksa sadece sevdiğimizi mi söylüyoruz?
Seviyorsak;
Çocuk istismarına sıfır toleransla yaklaşmalı,
Çocuk işçiliğini tamamen ortadan kaldırmalı,
Tarikat yurtlarını kapatmalı,
Eğitime eşit erişimi güvence altına almalı,
Yoksullukla mücadelede çocukları birinci sıraya koymalıyız.

Çocukları korumak sadece anne babanın değil, devletin, hukukun, medyanın ve toplumun ortak sorumluluğudur.
Ve bu sorumluluk ertelenemez.
Bugün Dünya Çocuk Günü.
Ama biz, çocuklarımızın önüne karanlık bir ülke değil, aydınlık bir gelecek borçluyuz.
Bütün çocuklar daha iyi bir Türkiye’de doğsun, büyüsün, gülsün…
Bugün onların günü olsun; yarın da, her gün de…
Çünkü hiçbir ülke, çocuklarından daha büyük değildir.
Ekrem Örsoğlu
Genel Yayın Yönetmeni
Egeden Medya Haber















































