Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

Gerçeklerin Işığında Bir Anma: Uğur Mumcu

Tarih 24 Ocak 1993’ü gösteriyordu. Ankara, mevsimin tüm soğukluğunu hissettirdiği bir günde, bir patlama sesiyle sarsıldı. O ses, sadece bir otomobilin değil, aynı zamanda karanlığa karşı direnen bir aydınlık savaşçısının da susturulmaya çalışıldığı andı. Uğur Mumcu, ülkenin üzerine çöken karanlık perdenin ardındaki gerçekleri ortaya koymaktan asla vazgeçmemiş bir gazeteciydi. Onu susturmak istediler, ama aslında onun sesi bugüne kadar yankılanmaya devam etti.

Aradan geçen 32 yıl… Bu süre zarfında ne değişti? Belki pek çok şey değişti, ama ne yazık ki yozlaşma, adaletsizlik ve ikiyüzlülük o günkü gibi hâlâ hayatımızın bir parçası. Uğur Mumcu’nun cenazesinde toplanan binlerce insanın gözlerindeki yaş ve yüreklerindeki acı kadar derin bir sızı, bu ülkenin vicdanında hâlâ yerini koruyor. O soğuk Ankara gününde, yağmur gözyaşlarına eşlik ederken, hepimizin aklında aynı sorular yankılanıyordu: Kimdi bunu yapanlar? Neden susturulmak istenmişti?

Bugün meydanlarda onun anısını yaşatmak için toplananları izliyorum. Anma adı altında yapılan konuşmalar, verilen demeçler, sahneye çıkan figürler… Ama içim acıyor. Çünkü birçoğunun, onun mirasına en çok zarar verenlerden biri olduğunu biliyoruz. Gerçek gazetecilere saldıranlar, sahte hesaplarla iftiralar yayanlar, susturamadıklarını itibarsızlaştırmaya çalışanlar… Şimdi bu insanların meydanlarda ahkâm kesmesi ne kadar acı değil mi?

Medya bugün ne durumda? Uğur Mumcu’nun kalemi, halkın gerçekleri öğrenmesi için bir kalkan olmuştu. Şimdi o kalkan yerini, talimatla hareket eden, çıkar odaklı bir zihniyete bıraktı. Hangi gazeteye ne kadar ödeme yapıldığını sorduğunuzda, “Bu ticari sırdır” cevabını alıyorsunuz. Oysa Uğur Mumcu’nun gazetecilik anlayışında ticari sırlar değil, halkın gerçekleri bilme hakkı vardı.

Uğur Mumcu’nun mücadelesi, yalnızca bir gazetecilik mücadelesi değildi. O, adaletin, demokrasinin, eşitliğin mücadelesini veriyordu. “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” diyordu. Bugün baktığımızda, bilgi sahibi olmadan, hatta bilerek gerçeği çarpıtan fikirlerle toplumun yönlendirildiği bir dönemi yaşıyoruz.

Bugün Uğur Mumcu’yu anarken, aslında onun savunduğu değerleri ne kadar koruyabildiğimizi sorgulamalıyız. Bu sorgulamayı yapmadan, onun anısını yaşatmaya çalışmak sadece bir gösterişten ibaret kalır. Unutulmamalıdır ki, onun mücadelesi, yalnızca hatırlanmak için değil, yaşatılmak için verilmişti.

Son olarak onun unutulmaz sözünü hatırlatmak istiyorum:
“Bir kişiye yapılan haksızlık, bütün topluma karşı işlenmiş bir suçtur.”
O haksızlıklara karşı sessiz kalanlar, bu sözün ağırlığını hep hatırlamalı. Ve bizler, o aydınlık kalemin izinden gitmeye devam etmeliyiz. Çünkü gerçeklerin ışığı karanlıkta kaybolmaz.