HORON TEPİLMEZ, HORON VURULUR!

Karadeniz’in en güzel sembollerinden biridir horon. Coşkunun, birliğin, dayanışmanın dansıdır. Bir araya gelen ellerde dostluk, ayaklarda doğanın ritmi, kalplerde ise Karadeniz’in hırçın dalgalarının enerjisi hissedilir. Ancak horon sadece bir dans değildir; o, kültürün, aidiyetin, hatta bir yaşam felsefesinin dışa vurumudur.
Horon oynayan ya da vuran bir Karadenizli’ye “teptiniz mi horonu?” diye sormayın mesela. Çünkü horon tepilmez. Tepmek, daha çok toynaklı hayvanlara özgü bir eylemdir ve Karadeniz insanı için bu ifade hafif de olsa hakaret içerir. Horon vurulur; tıpkı hırçın dalgaların kayalara vurması gibi. Horon oynanır; tıpkı rüzgarın dağlarla dans etmesi gibi. Ama asla tepilmez!

Geçtiğimiz günlerde, bir yöneticinin “Horonumuzu teptik” ifadesini bir duyurusunda kullandığını gördüm. Gözümün önüne horon değil, başka bir şey geldi desem yeridir. İçimden “Ah be kardeşim, şu duyuruyu yazmadan önce bir bilenine sorsaydın ya!” demeden edemedim. Çünkü bu tür ifadeler, Karadeniz insanının kültürüne olan bağlılığını bilmeyen biri için küçük bir hata gibi görünebilir; ama bu coğrafyanın insanı için bir kırgınlık nedenidir.

Horon, Karadeniz’in sert mizacını yumuşatan, insanların el ele, omuz omuza vererek bir olduğu, birlikte güçlü olduğu bir geleneğin simgesidir. Kemençenin ya da tulumun sesiyle başlayıp adım adım yükselen bu coşku, Karadeniz insanının karakterini de temsil eder: Dışarıdan sert, içeriden sevgi dolu. O yüzden horon hakkında konuşurken, hele de bir duyuru ya da mesaj yazarken kelimeleri seçmek bir saygı göstergesidir.
Şimdi gelin, bu vesileyle bir hatırlatma yapalım:
Horon tepilmez. Horon vurulur, oynanır, yaşanır. Ve bu kültürün parçası olmayanlar için bile horon, sadece bir dans değil, Karadeniz’in o muhteşem ruhuna bir selam duruştur.
Sevgilerle,
Ardeşen’li Ekrem ÖRSOĞLU
















































