Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

METİN UCA: BENİM İÇİMDE HEP MİMAR KEMAL’Lİ OLAN ÇOCUK

Metin Uca’nın Mimar Kemal’li olduğunu bilmeyen azdır ama o yılları gerçekten yaşayanlar bilir asıl anlamını… Şimdiki adıyla Kocatepe Mimar Kemal Lisesi’nin bulunduğu o sokaklarda, Ahmetler Caddesi’nin (Libya–Cad) bitiminde, Tunalı Hilmi’ye açılan o gençlik koridorunda biz sadece büyümedik; hayatı öğrendik.

Ben Metin’i CHP gençlik kollarındayken Mimar Kemal’de tanıdım. O yıllar… Deli dolu bir memleket sevdası, tartışmalar, hayaller… Ama Metin’in bende bıraktığı iz, o ilk günkü haliyle hiç silinmedi:
Sorgulayan, lafı asla olduğu gibi kabul etmeyen, içindeki merak ateşini saklamayan bir genç adamdı.

Cicim Pastanesi bizim durağımızdı. Masaların üzerinde sadece çay bardakları değil; gençliğin bütün ciddiyeti, bütün saflığı, bütün isyanı dururdu. Metin orada bile farklıydı. Bir konu söylediğinizde gözlerini hafif kısarak o meşhur merak dolu bakışıyla “Emin misin Ekrem?” der gibi bakardı.
Onun gazetecilik tutkusu, daha üniversiteye gitmeden belli olmuştu zaten.

Her ne kadar Jeoloji Mühendisliği mezunu olsa da, mesleği diplomada değil; sesinde, duruşunda, bakışındaki ışıktaydı. Gazeteciydi çünkü soruyordu. Tiyatrocuydu çünkü anlatıyordu. Bu iki yanını da hiç saklamıyordu.

Yıllar geçti… Hayat hepimizi kendi yönüne savurdu. O tanındıkça çevresi de genişledi, değişti. Ben de onu artık yalnızca Ankara’da yapılan Mimar Kemalliler gecelerinde görür oldum. Kalabalığın ortasında göz göze geldiğimizde, ikimizin de yüzünde aynı anda beliren o kısa tebessümü hiç unutmadım.
Bir selam…
Bir baş hareketi…
Ve “Biz o yılları yaşadık Ekrem” diyen sessiz bir bağ…

Çok insan değişir, şöhretin gölgesinde kaybolur. Metin değişmedi.
O, hep o liseli çocuktu aslında:
Adalet arayan, doğruyu didikleyen, haksızlığa tahammülsüz, mizahın arkasında keskin bir zekâ saklayan o Mimar Kemal çocuğu…

Ben bugün onu anarken, hafızamın içinden hep aynı sahne geçiyor:
Cicim Pastanesi’nin köşesinde, elini çenesine koymuş, dudaklarının kenarında ince bir gülümseme…
Bir konuyu tartarken yüzüne yerleşen o ciddi ama sıcak ifade…
Ve sonra bana dönüp söylediği o tek cümle:
“Ekrem, soru sormayı bırakırsak her şey biter.”

Metin Uca benim için bir televizyon figüründen çok daha önce, gençliğime tanıklık etmiş bir dosttu.
İnsan ömrü böyle bir ayrılığa hiçbir zaman hazır olmuyor ama…
Onu saygıyla, sevgiyle ve içimde buruk bir tebessümle anıyorum.

Ruhu şad olsun.
Anılarımızda hep o genç haliyle yaşayacak…