ETKİ AJANLARI MESELESİ BÖLÜM 2

MICHAEL RUBIN
Önceki yazımızda saha ve etki ajanları konusunda bilgi vermiştik. Bu yazımızda daha somuta indirgeyerek Türkiye üzerine çalışan bir etki ajanını tanıtacağız sizlere. 2003 Irak Savaşı’nın başlamasından hemen öncesinden beri Türkiye casus yuvası haline geldi. Gizli kameralara yakalanan İran ajanları… Sayıları artırılan CIA görevlileri… Almanlar, Fransızlar, İngilizler… Neredeyse her köşe başından bir istihbaratçı çıkmaya başladı. Peki kim bu insanlar? Birbirlerinin ayaklarına basmadan nasıl çalışıyorlar? Nerelerde kalıyorlar? Amaçları, çalışma yöntemleri ne? 1986 ile 1989 yılları arasında İstanbul’daki CIA ekibinin direktörlüğünü yapan ve 18 yıl Amerikan ajanı olarak çalışan Philip Giraldi bu soruları Hürriyet Gazetesi’nin 16 Eylül 2012 tarihli internet sitesinde yanıtlamış. (Türkiye’de 50 üst düzey ajan var – Son Dakika Haber) Bence MİT ile koordineli olarak yapılmış bu haberin içinde doğrular ve yalanlar bir arada. Okumak isteyenler için linki yukarıda belirttim. Ama aklınızda kalması gereken şeyler “ABD’nin Adana Konsolosluğu”, “İncirlik Üssü” ve “NATO”.
Bir vesileyle 1997 yılında muhtemelen ilk görevinde Ankara’da yerleşik Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM)’da karşılaştığım ilk etki ajanı ve o dönemdeki tek hedefi Genelkurmay II. Başkanı Çevik Bir’in dikkatini çekmek olan Michael Rubin ile tanıştım. O zamanlar 26 yaşında, genç, güler yüzlü, şaklabanlık derecesinde samimi ilişkiler kurmaya çabalayan, doktorasını yeni bitirmiş, İran, Türkiye ve — burada dikkat — “Geniş Orta Doğu” konusunda uzman, Kürt meselesi ile ilgili makaleleri olan, Amerikan derin devletinin elemanı, istikbal vaat eden bir kişiydi. Birkaç toplantı ve sempozyum düzenlenmişti o dönemde. TSK’nın en çok politize olduğu ve koalisyon hükümetlerinin uzak durması sebebiyle askerlerin yoğun biçimde uğraşması gereken bir sürü siyasi konu üzerinde görüş alışverişleri yapılıyor, özellikle Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki akıl almaz talepleri, PKK ile mücadele gibi konularda lobicilik yapılmaya çalışılıyordu. Türkiye’den ve dünyadan üst düzey emekli askerler, emekli diplomatlar ve akademisyenlerin katıldığı bu etkinliklere elbette etki ajanları da geliyordu. MİT bu toplantıların hepsini konusuna göre ilgili personeline izletiyordu. Hatta bazı sorulara cevap bulabilmek veya muhatap bulmak amacıyla kimlerin davet edilmesi gerektiğini de ASAM yöneticilerinin kulağına fısıldadığı söyleniyordu.

Ayrıca Türk Hava Kuvvetleri’nin av bombardıman uçağı modernizasyonu, Kara Kuvvetleri’nin tank modernizasyonu, PKK ile ilgili taktik istihbarat gereksinimi gibi pek çok sorun da çözüm bekliyordu. İşte bu bizim Michael’ın görevi, Türkiye ile İsrail’i bir biçimde yakınlaştırmaktı. Erişim gücü vardı ve erişmek istediklerinin çoğuna erişti. Türkiye’de iyi bir çevre edindi. Artık sık sık Türkiye’ye gelip gidiyor ve her konuda Türkiye’nin işlerini kolaylaştırıyor gibiydi. Bu dönemde her ortamda dile getirdiği bir konu da Türkiye-İsrail ve Hindistan’ın NATO benzeri bir bölgesel pakt kurmasıydı. Zira ortak düşmanımız İran ve Orta Doğu’daki diğer totaliter rejimlerle başka türlü başa çıkmak zordu. Daha önce denenen CENTO ve RCD gibi paktlar, ona göre, başarılı olmuştu. ABD de bu işi destekliyordu. Türkiye’de bu fikri destekleyenler de vardı, tek tük. Ancak Pakistan ile olan dostluk ve dayanışmamız her türlü çıkarın üzerinde olduğu için bu düşünce ölü doğmuştu.
Michael Rubin, American Enterprise Enstitüsü’nde kıdemli araştırma görevlisidir. İran, Türkiye ve Büyük Orta Doğu konularında uzmanlaşmıştır. Eski bir Pentagon yetkilisi olan Dr. Rubin, devrim sonrası İran, Yemen ve hem savaş öncesi hem de savaş sonrası Irak’ta yaşamıştır. Ayrıca 11 Eylül’den önce Taliban ile de vakit geçirmiştir. On yılı aşkın bir süredir, ABD Donanması ve Deniz Piyade birliklerine, Afrika Boynuzu ve Orta Doğu çatışmaları, kültürü ve terörizm hakkında denizde aktif olarak görev yapan personele eğitimler vermiştir.
Dr. Rubin, diplomasi, İran tarihi, Arap kültürü, Kürt çalışmaları ve Şii siyaseti konularını ele alan birçok kitabın yazarı, eş yazarı ve eş editörüdür. Bunlar arasında önemlileri olarak şunları sayabiliriz: “Yedi Sütun: Orta Doğu’da İstikrarsızlığın Gerçek Sebebi Nedir? (Seven Pillars: What Really Causes Instability in the Middle East?)” (AEI Press, 2019); “Kürdistan İsyanda (Kurdistan Rising)” (AEI Press, 2016); “Şeytanla Dans: Serseri Rejimlerle İştigal Etmenin Tehlikeleri (Dancing with the Devil: The Perils of Engaging Rogue Regimes)” (Encounter Books, 2014); ve “Ebedi İran: Süreklilik ve Kaos (Eternal Iran: Continuity and Chaos)” (Palgrave, 2005).

Yani adamımız süper donanımlı ve müthiş deneyimli bir etki ajanı. Michael Rubin’i istihdam eden Amerikan Girişim Enstitüsü (AEI) nasıl bir yer diye bakarsak şunları görüyoruz. AEI, serbest piyasa düşünce kuruluşlarının yer aldığı Atlas Ağı’nın bir üyesi (yani kapitalist, emperyalist dünya sistemine entegre) ve muhafazakâr ve liberal düşünce kuruluşlarının yer aldığı Devlet Politikası Ağı’nın ortak üyesidir (yani sağcı, gerici). 2000’lerde AEI, Amerikan neokonservatizmiyle ilişkili en tanınmış düşünce kuruluşuydu. Neokonservatizmin kurucu babalarından biri olarak geniş çapta kabul edilen Irving Kristol, aynen Michael Rubin gibi AEI’de kıdemli bir üye olarak görev yapmış. AEI, onun onuruna bir “Irving Kristol Ödülü” vermektedir. Paul Ryan, AEI’yi “modern muhafazakâr hareketin bir kalesi” olarak tanımlamıştır. AEI, İngiliz Muhafazakâr Partisi’ndeki AB karşıtı politikacılarla yakın ilişkilere sahiptir. AEI’nin dış politika ve savunma politikası araştırmacıları, Amerikan çıkarlarının dünyada en iyi şekilde nasıl sağlanacağı konusu üzerine odaklanmaktadır. AEI personeli, ABD’ye yönelik sözde tehditler veya potansiyel tehditler hakkında sert bir ABD duruşunun savunucusu olma eğilimindedir; bunlar arasında Soğuk Savaş sırasında Sovyetler Birliği, Saddam Hüseyin’in Irak’ı, Çin Halk Cumhuriyeti, Kuzey Kore, İran, Suriye, Venezuela, Rusya gibi devletler; El Kaide ve Hizbullah gibi terörist veya militan gruplar bulunmaktadır. Benzer şekilde, AEI personeli, Amerikan çıkarları ile uyumlu gördükleri ülkelerle ABD’nin yakın ilişkilerini teşvik etmiştir; bunlar arasında İsrail, Tayvan, Hindistan, Avustralya, Japonya, Meksika, Kolombiya, Filipinler, Birleşik Krallık ve Polonya gibi devletler yer almaktadır. Son olarak şunu da eklediğimde etki ajanımız ve iş yeri hakkında kesin bir fikir sahibi olacağız: “2015 yılında AEI, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu’ya Irving Kristol Ödülü’nü vermiştir.”















































