Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ!

İRAN KRİZİ HİZBULLAH’I NASIL ETKİLER?

ABD ve İsrail’in ortaklaşa ve eşgüdümlü olarak, kuvvetle muhtemeldir ki Hindistan’ı da bir şekilde işin içine katarak İran’a yönelik yıkıcı saldırısı sonunda İran’ın misilleme sözlerinin ne kadar gerçekçi olduğunu ya da bir diğer deyişle neler yapabileceğini analiz etmeye çalışacağız bu yazımızda.
ABD İsrail saldırısının kapsamı ve özellikle İran’ın en üst düzey liderliğinin hedef alınması, Hizbullah’ı iki zıt baskı altında bırakıyor: (1) İran’a bağlılık nedeniyle savaşa katılma baskısı, (2) Lübnan’ı yıkıcı bir çatışmaya sürüklememe zorunluluğu. Bu ikilem, örgütün hem iç meşruiyetini hem de bölgesel rolünü yeniden tanımlayabilecek bir kırılma yaratıyor.
Saldırının Niteliğine Göre Hizbullah’ın Tepki Eşiği
Hizbullah, 2026 Şubat sonunda yaptığı açıklamada iki kritik eşik belirledi:
• Saldırılar İran’ın belirli askeri kapasitesiyle sınırlı kalırsa savaşa girmeyeceğini söyledi.
• Saldırılar İran’ın rejimini devirmeyi veya Ali Hamaney’i öldürmeyi hedeflerse savaşa katılacağını açıkladı.
Bu eşikler, örgütün İran’la organik bağının ne kadar belirleyici olduğunu gösteriyor.
İran Liderliğinin Hedef Alınması: Hizbullah İçin Varoluşsal Baskı
ABD İsrail operasyonunun Hamaney’i öldürdüğü yönündeki bilgiler, Hizbullah’ın açıkladığı kırmızı çizginin aşılması anlamına geliyor.
Bu durumda Hizbullah’ın karşı karşıya kaldığı baskılar:
• İran’a sadakat baskısı: İran’ın bölgedeki en önemli maşası olarak “tepkisiz kalması” kendi tabanı tarafından ihanet olarak görülebilir.
• Meşruiyet baskısı: İran’ın rejimi sarsılırken Hizbullah’ın pasif kalması, örgütün ideolojik temelini zayıflatabilir.
• İç kamuoyu baskısı: Şii taban, özellikle liderlik suikastı sonrası sembolik de olsa bir karşılık bekleyebilir.
Savaşa Katılmanın Riskleri: Lübnan’ın Çökme Eşiği
Hizbullah’ın savaşa girmesi, örgüt için olduğu kadar Lübnan için de yıkıcı sonuçlar doğurabilir:
• İsrail’in geniş çaplı karşı saldırısı Hizbullah’ın askeri altyapısını ağır biçimde hedef alabilir.
• Lübnan devleti ve ekonomisi zaten kırılgan; yeni bir savaş ülkeyi tamamen felç edebilir.
• Lübnan hükümeti, açıkça Hizbullah’a “ülkeyi maceraya sürüklemeyin” çağrısı yaptı.
Bu nedenle Hizbullah, İran’a bağlılık ile Lübnan’ın çöküşünü engelleme arasında sıkışmış durumda.
Bölgesel Dinamikler: Daha Geniş Bir Savaşın Parçası Olma Riski
ABD İsrail saldırısı sonrası İran’ın geniş çaplı misillemeleri, bölgedeki tüm İran müttefiklerini potansiyel çatışma alanına çekiyor.
Bu bağlamda:
• Hizbullah, İran’ın “en güçlü maşası (proxy)” olarak bölgesel savaşın doğal bir uzantısı haline gelebilir.
• Irak’taki Haşdi Şabi ve Yemen’deki Husiler gibi diğer İran müttefiklerinin de devreye girme ihtimali, Hizbullah’ın yalnız kalmamasını sağlasa da çatışmanın ölçeğini büyütür.
Hizbullah’ın Stratejik Hesabı: Sınırlı Katılım mı, Tam Savaş mı?
Hizbullah’ın önünde üç olası yol bulunuyor:
• Sembolik ve sınırlı saldırılar: İran’a bağlılığı göstermek için düşük yoğunluklu eylemler.
• Tam ölçekli savaş: Hamaney’in öldürülmesi gibi “rejim değişikliği” sinyalleri bu seçeneği güçlendiriyor.
• Bekle-gör stratejisi: İran’daki güç dengelerinin netleşmesini beklemek.
Hizbullah’ın açıklamaları, özellikle liderlik suikastı durumunda savaşa katılma eğiliminin arttığını gösteriyor.
İran rejimine yönelik topyekûn bir savaş durumunda, İran’ın maşası durumundaki Hizbullah’ın bir etkisi olur mu? Kâğıt üzerinde evet. Ancak uygulamada bu o kadar da mümkün değil. ABD ve İsrail’in hale devam eden ve daha bir süre de devam edeceği anlaşılan İran’a yönelik saldırısı, sadece İran’a ne olacağını ve İran tarafından neler yapılacağını değil, aynı zamanda en kuvvetli ve değerli maşası (Proxy) Hizbullah’ın Lübnan’daki geleceğini ve varlığını da gündeme getiriyor. Bu çatışmadan ortaya çıkabilecek hemen her muhtemel senaryo, Hizbullah için bir fırsat yerine bir tehdit oluşturur, grubu daha da istikrarsızlaştırır ve savunmaya zorlar.
Hizbullah için son birkaç yıl zaten zor geçti. 2024 yılında, İranlı liderlerinin ince ayar yapabileceklerine inandığı İsrail’e karşı bir savaş başlattı, ancak bu, stratejik silahlarını ve liderliğini yok eden bir İsrail saldırısını kışkırttı. Takip eden ‘ateşkes’ sırasında, Hizbullah neredeyse günlük İsrail saldırılarına ve Lübnan ordusundan sürekli silahsızlanma baskısına maruz kaldı, ancak hiçbir şey yapamadı ve hiçbir karşılık veremedi. Tam da bu yeni tempoya alışırken ve kendini yeniden nasıl yenileyebileceğini düşünürken, ABD ve İsrail, İran’daki efendilerine saldırıverdi.
Bu durum Hizbullah’ı nerede bırakıyor? “ABD ve İsrail’in İran’a saldırısı” ifadesi birçok anlama gelebilirken, genel hatlar ABD ve İsrail’in stratejik askeri hedeflere yönelik saldırılarını ve sivilleri ve askeri liderliği hedef alan tehlikeli bir harekâtı kapsıyor gibi görünüyor. Bu durumda çocuk katili haydut İsrail yönetimi ve silahlı kuvvetlerinin savaş suçlarına ABD de ortak olmuş oluyor. Bunun İran’ı hedeflerinden ve politikalarından geri adım attıracak gerçek bir müzakere için baskı uygulamanın bir yolu olabileceğini düşünmüyoruz. Son derece agresif bir biçimde uygulanan harekatın rejimin çöküşünü tetikleyebileceğini de düşünmüyoruz. Ancak bu saldırıların, aşağıda açıklayacağımız nedenlerle, İran’ı Hizbullah’ı “devreye sokmak” için teşvik etmesinin olası olduğunu da düşünmüyoruz.
Hizbullah’ın ne yapacağı ile ilgili soru gerçekten İran rejiminin bekasına yönelik bir tehdit bağlamında ortaya çıkıyor. Elbette, İran rejiminin kendisinin neyi bekasına yönelik bir tehdit olarak göreceğini bilmek zor. Liderliğinin bazı unsurlarını ortadan kaldırmak buna dahil olur mu (muhtemelen hayır)? Ancak rejimin, ABD’nin bir şekilde İran’ı hedef alarak ana hükümet kurumlarını çökertmesi, İslami Devrim Muhafızları Ordusu komuta yapısını yok etmesi, siyasi liderliğin çoğunu öldürmesi, Tahran dışındaki askeri ve sivil hedefleri yok etmesi ve ülkenin farklı bölgelerinde etnik veya mezhep isyanlarını aktif olarak destekleyerek rejimi bunaltması, saflarını parçalaması ve ülkeyi kaosa sürüklemesi durumunda kendini tehlikede hissedeceğini varsayabiliriz. ABD ve İsrail’in rüyasının bu olduğunu biliyoruz. Özellikle Irak, Libya ve Suriye’de elde ettikleri sonuçların iştahlarını kabarttığı da bir gerçek. Ancak Kısa vadede bunun gerçekleşmesi pek de olası değil. Özellikle ABD yönetiminin Kongre onayı olmadan başlattığı bu savaşın mutlaka Trump’ı bunaltacak bir sorgulama ve sıkıştırma süreci olacaktır. Netanyahu’nun elinin de o kadar güçlü olduğunu düşünmüyoruz. AB, Çin ve Rusya’nın da bu harekata bir tepkisi olacaktır. Kırmızı çizgisi olmadığını ilan eden İran Rejiminin Hizbullah’ı devreye sokması bu durumda sürpriz olmayacaktır.
Bu durumda, Hizbullah ne yapabilir? İran üzerindeki baskıyı hafifletmenin bir yolu olarak, İsrail’e karşı saldırılar düzenlemek olabilir. Peki bu ABD saldırganlığını caydırabilir mi? Sanmıyoruz. Çünkü İsrail ile son savaşı, orta ve uzun menzilli vuruş imkân ve kabiliyetini önemli şekilde düşürdü ve liderliğini yok etti. İsrail tarafından neredeyse her gün savaşçıları öldürülüyor ve Hizbullah bu sürekli kışkırtmalara herhangi bir yanıt vermedi. Grup artık Suriye’de de stratejik derinlikten faydalanamıyor. Lübnan’ın küçücük coğrafyasında sıkışıp kaldı. İran’da işler kötüye giderse, Hizbullah savaşçılarının emniyetli yerlere çekilip bekleyeceklerini, hayatta kalmaya çalışacaklarını ve İran’daki gelişmeleri izleceklerini tahmin edebiliriz.
Bu açıdan bakıldığında, Hizbullah’ın en akıllıca hamlesi, tırmandırma yönündeki herhangi bir İran talimatını görmezden gelmek, kalan silah ve elemanlarına sahip çıkmak ve gelişmeleri izlemek olacaktır. Ancak, Hizbullah bağımsız bir aktör değildir. Fiilen İslam Devrim Muhafızları Kolordusunun bir uzantısıdır ve verilen emirlere uyacaktır. Yine de İslam Devrim Muhafızları Kolordusu, Tahran üzerindeki baskıyı hafifletmek için Lübnan’da çatışmaları tırmandırmasını söylese bile Hizbullah’ın seçenekleri sınırlıdır. Bunu yapsa bile İsrail’in Lübnan’da Hizbullah ve destekçilerini tam anlamıyla ezecek gücü vardır. Hatta başlamışken Lübnan’da Hizbullah’ı bitirmek için bunu bir fırsat olarak görecektir. Gazze’de bir ateşkes sağlamak için kuzey İsrail üzerinde ölçülü baskı uygulamayı denediği son cambazlık girişiminin milis için felaketle sonuçlandığı unutulmamalıdır. İsrail hükümeti, Şubat 2024’te, Hizbullah ile savaşırken tahliye edilen Lübnan sınırındaki kuzey kentleri Kiryat Şimona, Şlomi ve Metula bölgelerinin rehabilitasyon ve demokrafik büyümesi için yeni tamamlayıcı imar planını onaylamıştı.

Yani, Hizbullah’ın seçenekleri rejim beka tehlikesi altındayken bile sınırlı olduğuna göre, Tahran, Lübnan’daki yıpranan ama hâlâ önemli olan varlığıyla ne yapabilir? Hiçbir şey yapmayabilir ama bu bile Hizbullah’ın bir çatışmaya girmeyeceğini garanti etmez. Nitekim İran dışişleri bakanı, İran’ın “savunması için kimseye ihtiyaç duymadığını” hızlıca vurguladı. Ama bu muhtemelen bir İran kararı değil, İsrail kararı olacaktır. Rejim değişikliği hedefleri olup olmadığından bağımsız olarak, İran’a karşı yapılan ABD İsrail saldırısı, neredeyse kesin olarak Lübnan’da Hizbullah’a karşı fırsatçı bir İsrail tırmanışı ile devam edecektir.
Varlığını ve tutunmasını daha da güçleştirmek için Lübnan kabinesi ve Lübnan ordusu Hizbullah’ı silahsızlandırmayı taahhüt etti.
ABD’nin güçlü baskısı altında, önemli maddi ve istihbarat desteği ile hareket ediyorlar. Görevleri, çoğunlukla Hizbullah ile doğrudan askeri çatışmadan ve Şii tabanıyla toplumsal kargaşadan kaçınma arzuları nedeniyle yavaşlamış olsa da İran’daki ABD İsrail askeri saldırısı sınırlı kaldıkça bu hesaplamayı değiştirmez, ancak bekasına yönelik bir tehdit altındaki İran rejimi ve daha da yıpranmış bir Hizbullah bu durumu değiştirebilir. Bu durumda Lübnan ordusu, Hizbullah’ı sahip olduğu silahları ve pozisyonları teslim etmeye zorlamak için baskıyı artıracak, böylece onun neredeyse karşılayamayacağı bir çatışmadan kaçınabilecektir. Hiçbir çatışmanın olması gerekmeyecek — yeni güç dengesi yeterli olacaktır.
İran’ın Hizbullah’tan daha fazla yağ çıkarmasının başka bir yolu var. Lübnan’daki militanlarını Irak’a göndermek ve oradaki yıldız militan gruplarını Amerika Birleşik Devletleri ile bir çatışmanın parçası olarak takviye etmek. Irak, İran için Lübnan’dan daha rahat bir alan ve İran buna derinden yatırım yapıyor. İran, görünüşe göre Irak’taki maşalarını çatışmaya hazırlamaya başladı ve Irak’ın söylemi, Lübnan’daki Hizbullah’tan çok daha saldırgan oldu. Irak’taki Hizbullah varlığı kuşkusuz hâlâ ABD saldırısına açıktır. Zaten ABD Irak’taki İran maşalarını da vurdu. Bununla ancak İran’daki efendilerine biraz daha fazla nefes alma alanı ve yakınlık sağlamış oldular. Böyle bir plan Hizbullah’ı kurtarabilir ama aynı zamanda onu köklerinden koparıp onlarca yıl süren hiper yerel, tabandan gelen bir isyandan seferi bir güce dönüştürecek ve kendi Lübnanlı seçmen kitlesini de felakete sürükleyecektir.
İran’ın Hizbullah’a verdiği emirlerin geçersiz hale geleceği son bir senaryo daha var. İran rejimi öylesine hızlı bir şekilde çöker ki Hizbullah’ın herhangi bir etkisi kalmaz. Parti kendi başına kalır. Bir İslami Cumhuriyet olmadan Hizbullah da var olamaz. Bu da analizimizi karmaşıklaştırıyor. Ancak, onlarca yıl boyunca Lübnan’da terk edilmiş, dümeninden yoksun çok sayıda milis grubu var olmuştur, özellikle Lübnan iç savaşı sona erdiğinde ve militan gruplara yabancı destek kuruduğunda. Neredeyse istisnasız olarak, bu silahlı gruplar ağır silahlarını bırakmış, küçük silahlarını korumuş ve gerçek inançlı milislerden, ideolojik bir örtü altında parlamentoda varlığı olan organize suç teşkilatlarına dönüşmüştür. Hizbullah’ın da zaten bu yönde sağlıklı ilerlemeler kaydettiği göz önüne alındığında, gerçekte mevcut konfigürasyonuna oldukça benzer görüneceğini, geriye kalan büyük silahlar dışında, azalan kaynakları nedeniyle daha küçük bir destekçi kitlesine sahip olacağını ve İsrail’in hedefi olmayacağını öngörebiliriz.
Sonuç: Hizbullah İçin Tarihsel Bir Kırılma Anı
ABD İsrail saldırısı, İran’ın bölgesel maşalarının en güçlü halkası olan Hizbullah’ı hem ideolojik hem stratejik açıdan zor bir karar noktasına getirdi.
• İran liderliğinin hedef alınması, örgütün kendi ilan ettiği kırmızı çizgiyi aşmış durumda.
• Ancak Lübnan’ın yıkıcı bir savaşı kaldıramayacağı da açık.
• Bu nedenle Hizbullah’ın vereceği karar, sadece Lübnan’ı değil, tüm bölgenin savaş-barış dengesini belirleyebilir.
İran’a yönelik devam eden harekât muhtemelen İran’ın Lübnan’da Hizbullah’ı ‘harekete geçirmesi’ ile sonuçlanmayacaktır. Çünkü bu durum grubun muhtemel hedeflerinin çok daha fazla tehlikeye girmesine ve İran’ın korunmak yerine daha fazla zarar görmesine yol açacaktır. Hizbullah için daha kötü bir durum olarak, İran’a yapılacak bir saldırı fırsatçı bir İsrail tırmanışını da tetikleyebilir ve milis üzerindeki iç tasfiye girişimlerine karşı olan etkisini yok edebilir. Başka bir deyişle, İran rejimine yapılan saldırılar Lübnan’da Hizbullah’ın harekete geçmesini tetikleme olasılığı daha düşük, düşmanlarını güçlendirme olasılığı ise daha yüksektir ve bu da İran için faydadan çok zarar getirecektir.
Hizbullah’ı tamamen Lübnan’dan çıkarmak, İran için hızlı bir çözüm olabilir, ancak bu, onu desteklediği zor durumda olan tabanından koparma riski taşır. Her senaryoda, Hizbullah kaybeder.