Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

İRAN MESELESİ
TÜRKİYE İÇİN DERSLER

İran’da ekonomik kriz ve ulusal para biriminin döviz karşısında yaşadığı sert değer kaybının ardından başlayan protestolar ülke geneline yayılırken, İran’ın devrik lideri Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin oğlu Rıza Pehlevi’nden dikkat çeken bir çıkış geldi. ABD’de bulunan Pehlevi, FOX kanalına yaptığı açıklamada ABD Başkanı Donald Trump’a seslendi ve “Sayın Başkan… Hem biz hem de siz İran’ı yeniden büyük yapabiliriz. Bu yolda birlikte hareket edelim. İlk fırsatta İran’a dönmeye hazırım” ifadelerini kullandı.
İran bugün yalnızca bir rejim tartışmasının değil, daha derin bir devlet–toplum uyum sınavının içinden geçiyor. Meydanlarda duyulan talepler, kullanılan semboller ve verilen tepkiler çoğu zaman birbirine karıştırılıyor. Oysa mesele ne yalnızca özgürlük sloganları ne de geçmişe özlemle taşınan bayraklardan ibaret. Asıl soru şu: İran, kendisini ayakta tutan reflekslerle değişen toplumunu aynı cümlede buluşturabilecek mi?
Bu yazımızda İran’daki son dönem olaylarını (protestolar/ayaklanmalar) önceki dalgalarla karşılaştırarak, dış aktör iddiaları, olası sonuçlar, Türkiye’ye etkiler ve çıkarılabilecek dersler başlıkları altında ele alacağız.
1) İran’daki Son Olayların Öncekilerden Farkı Var mı?
Evet, bazı belirgin farklar var. Gelin bu farkları teker teker irdeleyelim.
a) Bir kere son olaylara katılanlar sayıca çok daha fazla ve katılanların toplumsal tabanı daha geniş.
• Önceki dalgalar (2009, 2017–18, 2019) ya siyasi elit-çatışması (2009) ya da ekonomik şoklar (yakıt zammı gibi) etrafında yoğunlaşmıştı.
• Son dalgalarda gençler, kadınlar, orta sınıf ve etnik/dinsel azınlıklar daha görünür ve eşzamanlı biçimde sahnede. Hatta rejimin eski memurlarının (emekliler diyelim) bile olaylara katıldığı yönünde bilgiler var.

b) Kimlik ve yaşam tarzı talepleri öne çıktı
• Ekonomik şikâyetler sürse de bireysel özgürlükler, kadın hakları ve devletin gündelik hayata müdahalesi daha merkezi bir tema hâline geldi.
• Bu durum, taleplerin geri döndürülmesini zorlaştıran bir nitelik taşıyor.
c) Dijital örgütlenme ve diaspora etkisi
• Sosyal medya, VPN’ler ve diaspora ağları mobilizasyonu hızlandırıyor.
• Rejim baskısı güçlü olsa da bilgi dolaşımı geçmişe göre daha dirençli.

d) Rejimin tepki kapasitesi değişmedi
• Güvenlik aygıtı (Devrim Muhafızları, Besic, yargı) hala çok güçlü.
• Bu nedenle kısa vadede rejim değişimi ihtimali sınırlı.
Yani, talepler daha derin ve kültürel; fakat rejimin bastırma kapasitesi de yüksek.
2) ABD ve İsrail’in Parmağı Var mı?
Bu soru ikiye ayrılmalı: doğrudan yönlendirme ve dolaylı etki.
a) Doğrudan “ayaklanmayı organize etme” kanıtı var mı?
• Açık ve kesin kanıt yok.
• Ne ABD ne İsrail’in, sahada protestoları doğrudan yönettiğini kanıtlayan güvenilir deliller bulunmuyor. Bu zaten kolay da değil. Daha önceki örnekler bu tip saha ajanlarının boğucu İran güvenlik mekanizması tarafından bulunup imha edildiğini ya da halk tarafından linç edildiğini gösteriyor.
b) Dolaylı etki var mı?
Evet, dolaylı etki mümkün ve muhtemel. Zira, İran’a yönelik yaptırımlar ekonomik baskıyı artırıyor. İsrail–İran gerilimi, rejimin güvenlikçi reflekslerini sertleştiriyor. ABD ve İsrail kaynaklı medya, siber faaliyetler ve diaspora desteği protesto anlatısını güçlendirebiliyor.
c) İran yönetimi neden dış güçleri suçluyor? Çünkü bu tip rejimler asla kendi kusurunu kabul etmez ve en kolay yol olan dış güçleri suçlarlar. Bunun asıl amacı rejimin meşruiyetini koruma gayretidir. İç talepleri “dış komplonun parçası” olarak sunmak, iç muhalefeti kriminalize etmenin de klasik bir yoludur.

ABD ve İsrail, ortamdan stratejik fayda umabilir; ancak ayaklanmaların asıl nedeni İran’ın iç yapısal sorunlarıdır.
3) İran’daki Olayların Olası Sonucu Ne Olur?
Kısa vadede (olasılık yüksek):
• Protestolar bastırılır veya sönümlenir.
• Rejim kontrollü sertlik + sınırlı taviz dengesini sürdürür.
Orta vadede:
• Toplumsal memnuniyetsizlik birikir, tamamen ortadan kalkmaz.
• Rejim daha güvenlikçi ve içe kapanık hâle gelir.
• Ekonomi üzerindeki baskı sürer.
Uzun vadede:
• İran’da değişim, ani devrimden çok yıpranma ve dönüşüm şeklinde olur.
• Elit içi çatlaklar (ekonomi–dış politika–liderlik) belirleyici olur.

4) Türkiye’ye Etkileri Ne Olur?
a) İran’daki istikrarsızlığın Türkiye’ye en önemli etkisi Güvenlik alanında olacaktır. Sınır güvenliği, Kaçakçılık, PKK/PJAK hareketliliği gibi riskler artabilir.
b) Göç; İran’da büyük ölçekli bir çöküş olmadıkça kitlesel göç beklenmez. Ancak kademeli ve düzensiz göç riski artar.
c) Ekonomi ve enerji
İran’ın daha fazla izole olması Türkiye–İran ticaretini zorlaştırır ve enerji arzında dolaylı riskler doğurur.
d) Bölgesel denge
İran zayıfladıkça İsrail–ABD baskısı artar. Türkiye’nin denge siyaseti daha karmaşık hâle gelir. Cambaz için tehlike çanları duyulmaya başlar.

5) Türkiye’nin Çıkarması Gereken Dersler Var mı?
Evet, birkaç temel ders öne çıkıyor:
1️⃣ Toplumsal talepleri sadece güvenlikle bastırmak yetmez. Kimlik, özgürlük ve yaşam tarzı talepleri ertelendikçe derinleşir.
2️⃣ Ekonomi ve özgürlük birlikte düşünülmelidir. Sadece ekonomik büyüme, toplumsal rıza için yeterli olmayabilir. Gündelik hayata müdahale algısı kritiktir.
3️⃣ Dış güç söylemi sınırlı etki yapar. Her protestoyu dış mihraklara bağlamak, iç sorunları görünmez kılar ama çözmez.
4️⃣ Kurumların esnekliği hayati öneme haizdir. Sert ve kapalı sistemler değişime karşı daha kırılgan olur oysa esnek kurumlar gerilimi emer.
Sonuç olarak;
İran’daki son olaylar, önceki protestolara göre daha derin kimlik ve özgürlük talepleri içeriyor. ABD ve İsrail’in doğrudan yönlendirdiğine dair kanıt yok; asıl neden İran’ın iç yapısal sorunlarıdır. Kısa vadede rejim ayakta kalır; ancak toplumsal gerilim ortadan kalkmaz. Türkiye için güvenlik, göç ve bölgesel denge açısından dikkatli ve çok yönlü bir politika gerekmektedir.