Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

EMEP’li Başkavak: “Ülkenin madenleri birkaç holdingin kar alanı değil, toplumun ortak varlığıdır”


06.03.2026 18:05

(ANKARA) – Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, İliç Çöpler Altın Madeni’nin Cengiz Holding’e satıldığı haberlerine ilişkin “Yeraltı zenginlikler, halkın ihtiyaçları doğrultusunda planlanan bir üretim anlayışıyla değil, uluslararası tekellerle iç içe geçmiş büyük yerli sermaye gruplarının kâr hesaplarıyla değerlendirilmektedir. Bir dönem yabancı bir şirketin elinde olan madenin bugün büyük bir yerli holdingin eline geçmesi, düzenin değiştiği anlamına gelmez. Değişen yalnızca bu talan düzeninden pay alan sermaye grubudur” açıklamasını yaptı.

EMEP Genel Başkan Yardımcısı Sedat Başkavak, İliç Çöpler Altın Madeni’nin satıldığı haberlerine ilişkin yazılı açıklama yaptı. Başkavak, açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“İliç’teki Çöpler Altın Madeni etrafında yaşananlar, Türkiye’de madenciliğin ve doğal kaynakların nasıl bir düzen içinde işletildiğini gösteren çarpıcı bir örnektir. Yıllarca yabancı bir şirket tarafından işletilen bu maden, siyanürlü liç yöntemiyle yürütülen üretim modeli nedeniyle doğa tahribatı, işçi güvenliği ve halk sağlığı açısından uzun süredir tartışma konusuydu. İşçilerin hayatını kaybettiği büyük felaket, bu madencilik anlayışının yalnızca çevreyi değil insan hayatını da nasıl hiçe saydığını ortaya koydu. Madenin kapatılması, sorumluların hesap vermesi ve bölgenin ekolojik olarak onarılması gerekirken; işletmenin başka bir büyük sermaye grubuna devredilmesi gündeme gelmektedir. Bu tablo, ülkede doğal kaynakların nasıl bir ekonomik düzen içinde işletildiğini açık biçimde gösteriyor. Yeraltı zenginlikler, halkın ihtiyaçları doğrultusunda planlanan bir üretim anlayışıyla değil, uluslararası tekellerle iç içe geçmiş büyük yerli sermaye gruplarının kâr hesaplarıyla değerlendirilmektedir. Bir dönem yabancı bir şirketin elinde olan madenin bugün büyük bir yerli holdingin eline geçmesi, düzenin değiştiği anlamına gelmez. Değişen yalnızca bu talan düzeninden pay alan sermaye grubudur.

“İstanbul Havalimanı inşaatı bunun en çarpıcı örneklerinden biridir”

Bu süreçte adı geçen sermaye gruplarından biri olan Cengiz Holding, Türkiye’de uzun yıllardır yalnızca büyük altyapı ve madencilik projeleriyle değil, aynı zamanda işçi ölümleri, doğa tahribatı ve kamuoyunda büyük tepki yaratan olaylarla da anılmaktadır. Özellikle 2013 yılında kamuoyuna yansıyan ve şirket yöneticilerinden Mehmet Cengiz’e atfedilen, halka yönelik ağır hakaret içeren ifadeler, bu sermaye çevrelerinin topluma bakışının sembolü haline gelmiştir. Bu sözler yıllardır toplum hafızasında yer etmiş ve büyük sermayenin halktan kopuk, hatta halka karşı konumlanan tutumunun bir örneği olarak sıkça hatırlatılmıştır. Öte yandan şirketin adı sık sık büyük projelerde yaşanan işçi ölümleriyle birlikte anılmaktadır. İstanbul Havalimanı inşaatı bunun en çarpıcı örneklerinden biridir. Yüz binlerce işçinin çalıştığı bu dev şantiyede kötü çalışma koşulları, uzun mesailer, iş güvenliği eksiklikleri ve barınma koşulları nedeniyle çok sayıda işçi hayatını kaybetmiş, yüzlercesi yaralanmıştır. İşçiler 2018 yılında bu koşullara karşı büyük bir protesto başlatmış, ancak eylemler sert müdahalelerle bastırılmış ve çok sayıda işçi gözaltına alınmıştır. Bu süreç, Türkiye’de büyük altyapı projelerinin hangi koşullarda yürütüldüğünü ve işçi emeğinin nasıl baskı altında tutulduğunu açık biçimde göstermiştir. Benzer biçimde madencilik faaliyetleri de yalnızca ekonomik kazançla değil, ciddi çevresel ve toplumsal maliyetlerle gündeme gelmektedir. Karadeniz’deki Cerattepe maden projesi yıllarca bölge halkının ve çevre hareketlerinin tepkisini çekmiş, orman ekosisteminin ve su kaynaklarının zarar göreceği gerekçesiyle büyük protestolar yapılmıştır.

“İliç’te yaşanan felaket ve ardından gelen maden devri bu nedenle yalnızca ekonomik bir işlem olarak görülemez”

Bu tür projeler, doğal kaynakların nasıl bir anlayışla işletildiğini ve yerel halkın yaşam alanlarının nasıl şirketlerin çıkarlarına göre şekillendirildiğini gösteren örneklerdir. İliç’te yaşanan felaket ve ardından gelen maden devri bu nedenle yalnızca ekonomik bir işlem olarak görülemez. 2024’te yaşanan felaketin ardından madenin devri 1,5 milyar dolar bedelle yapılmış olup, bu durum Türkiye’de sömürgeci madencilik düzeninin devam ettiğini açık biçimde göstermektedir. İşçi ölümleri, doğa tahribatı ve toplumda büyük tepki yaratan uygulamalarla anılan bir sermaye grubunun felaketle gündeme gelen bir maden sahasını devralması, birçok kişi açısından bu düzenin değişmediğinin bir göstergesidir. Sonuç olarak ortaya çıkan tablo şudur: Ülkenin doğal zenginlikleri ve emeği dar bir sermaye çevresinin kâr alanına dönüştürülürken, bunun bedelini işçiler, bölge halkı ve doğa ödemektedir. İliç’te yaşananlar da bu düzenin yarattığı sonuçlardan biridir. Cengiz Holding’in sicili, iş cinayetleri ve halka yönelik sert sözleriyle birlikte düşünüldüğünde, bu devir yalnızca bir mülkiyet değişikliği değil, sömürücü madencilik anlayışının ve halktan kopuk sermaye düzeninin devamının işaretidir. Ülkenin madenleri ve doğal zenginlikleri birkaç holdingin kâr alanı değil, toplumun ortak varlığıdır ve ancak halkın çıkarlarını esas alan bir anlayışla değerlendirildiğinde gerçek anlamda toplum yararına kullanılabilir.”