EMPERYALİZMİN Şİİ İSLAM İLE SAVAŞI,
NEDEN SÜNNİ İSLAM EMPERYALİZMLE İŞ BİRLİĞİ YAPIYOR?

Bu yazımızın esin kaynağı değerli kardeşim, meslekdaşım, akademisyen Abdullah Köktürk. Facebook’taki sayfasında “emperyalizm ile Şiiler savaşırken (Lübnan’da Hizbullah, Yemen’de Husiler, Irak’ta Haşdi Şabi ve İran), Sünni Müslüman ülkelerin çoğunlukla emperyalizmin yanında yer alması din sosyologlarının üzerinde çalışması gereken bir konu.” Şeklindeki paylaşımı ile görevi vermiş. Din sosyoloğu olmasam da bir sosyolog olarak bu konuyu araştırmaya karar verdim. Takip ettiğim çok değerli ilahiyatçılar ve sosyologların bu konuya yapacağı katkıları da ilgiyle bekliyorum.
Şimdi Abdullah’ın “neden Şii islam (İran, Husiler, Hizbullah, Haşdi Şabi) emperyalizmle savaşırken sünni islam emperyalizmle iş birliği yapıyor?” sorusuna gelelim. Sorun aslında “Şiiler anti-emperyalist, Sünniler işbirlikçi” gibi basit bir dini farktan kaynaklanmıyor. Bu durum daha çok jeopolitik, tarihsel ve rejim tipleriyle ilgili. Bu durumun birkaç temel sebebi var:
Birincisi ve en önemlisi İran merkezli “direniş ekseni”. Abdullah’ın saydığın gruplar — İran, Husiler, Hizbullah, Haşdi Şabi — genelde İran’ın oluşturduğu “Direniş Ekseni” içinde görülür. Bu blok kendisini özellikle ABD ve İsrail’e karşı konumlandırır. Hizbullah gibi hareketler ideolojilerinde açık şekilde Batı etkisine ve İsrail’e karşı mücadeleyi temel hedef olarak koyar.

Bu eksenin merkezi ise Iran’dır. Bunun sebebi:
• 1979’daki İran İslam Devrimi sonrası İran’ın Amerikan ve İsrail karşıtı ideoloji benimsemesi
• İran’ın bölgede nüfuz kurmak için milis ağları kurması (Lübnan, Irak, Yemen vb.)
Bu yüzden birçok Şii örgüt “direniş” söylemi kullanıyor.
İkincisi Sünni devletlerin çoğunun monarşi ve ABD müttefiki olması. Ortadoğu’daki büyük Sünni devletlerin çoğu; Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Ürdün ve Mısır ABD ile güvenlik ittifakları kurdu. Bunun başlıca sebepleri ise; İran’dan korkmaları, petrol ekonomisini ve rejimlerini korumak istemeleri ve savunma ve güvenlikleri için ABD’ye bağımlı olmalarıdır.
Bu nedenle bazı Sünni ülkeler hatta İsrail’le bile stratejik işbirliği yapabiliyor. Bu durum İbrahim İttifakı “The Abraham Alliance” olarak da adlandırılıyor.

Üçüncüsü, bugünkü durum aslında mezhep meselesinden çok “İran – Suudi Arabistan rekabeti”. Birçok akademisyen bu durumu “Ortadoğu Soğuk Savaşı” gibi görüyor. Bu savaşta Şii tarafın lideri Iran, Sünni tarafın lideri ise Suudi Arabistan. Bu rekabet Yemen, Suriye, Irak gibi yerlerde vekalet savaşları şeklinde kendini gösteriyor.
Yani mesele aslında mezhep değil, bölgesel güç mücadelesi.
Dördüncüsü, Şiilerin tarihsel “ezilmişlik” anlatısı. Şii kimliği tarihsel olarak Kerbela ve zulme karşı direniş anlatısı üzerine kuruludur. Bu yüzden bazı Şii hareketler kendilerini “mazlumların direnişi” ve “emperyalizme karşı mücadele” olarak tanımlamayı tercih eder. Ama bu daha çok siyasi söylem.
Gerçekte tablo çok daha karışık. Şunu da unutmamak önemli; Sünni hareketlerden biri olan Hamas da İsrail’e karşı savaşıyor. İran ise Suriye’de Başar el-Esad rejimini destekledi ve bu savaşta çok sayıda Müslüman öldü. Örneğini biz bilmiyor olsak da bazı Şii milislerin Batıyla dolaylı ilişkiler kurduğu yönünde Washington kaynaklı söylentiler var. Yani “Şiiler iyi, Sünniler kötü” gibi net bir tablo yok.

Kısacası; Bu durumun sebebi Abdullah’ın söylediği gibi mezhep değil. Sebep olarak şunları söyleyebiliriz.
• İran devrimci bir Batı karşıtı ideolojiye sahip
• Sünni devletlerin çoğu (Türkiye dahil) kendi güvenlikleri için ABD güvenlik sistemine bağlı
• Ortadoğu’daki en büyük rekabet olan İran-Suudi rekabeti mezhep üzerinden yürütülüyor.
Şimdi çok daha ilginç ve tartışmalı bir konuyu ele alalım. İran gerçekten anti-emperyalist bir rejim mi yoksa kendi emperyal projesi mi var?
Bu konu Ortadoğu siyasetinde en çok tartışılan meselelerden biri. Iran gerçekten anti-emperyalist mi yoksa kendi bölgesel “emperyal” projesini mi kuruyor? Cevap çoğu uzmana göre: ikisi birden olabilir. Aşağıda iki bakış açısını da açıklamaya çalışacağım.

İran’ın gerçekten anti-emperyalist olduğunu savunan görüşe göre İran’ın politikası ABD ve Batı hegemonyasına karşı bir direniş. Bunun tarihsel sebepleri var. İran’da 1979’da gerçekleşen İslam Devrimi ABD destekli şah rejimini devirdi ve ülkeyi Batı etkisinden çıkarmayı hedefledi. O zamandan beri İran ABD askeri varlığına karşı çıkıyor, İsrail’i tanımıyor ve bölgedeki Amerikan müttefiklerine karşı hareketleri destekliyor. İran destekli gruplar şunlar;
• Hizbullah (Lübnan)
• Haşdi Şabi – Halk Seferberlik Güçleri (Irak) Neredeyse tamamı İran destekli olan ve Açıkça Hamaney’e bağlılık yemini eden yaklaşık 67 Şii silahlı gruptan oluşuyor. Haşdi Şabi Genelkurmay Başkanı Abdülaziz Edu Fedek Haşdi Şabi’nin emirleri Hamaney’den aldığını açıkça beyan etmişti. Irak’ta etkili dört büyük milis grup bulunuyor. Bu milis grupların isimleri Ketaib Hizbullah, Ketaib Seyyid el Şüheda, Nuceba ve Ensarullah el Evfiye)
• Husi Hareketi (Yemen)
Bu ağ genelde “Direniş Ekseni” (Axis of Resistance) diye adlandırılıyor. Bu bakış açısına göre İran;
• Filistin meselesini savunuyor
• ABD askeri düzenine karşı duruyor
• Bölgedeki Batı nüfuzunu kırmaya çalışıyor
İran’ın kendi “bölgesel imparatorluğunu” kurduğunu savunan görüşe ise göre İran anti-emperyalizm söylemini kullanıyor ama kendisi de yayılmacı. İran’a yönelik eleştiriler şunlar:

1. Milis ağları kurması
İran doğrudan işgal etmek yerine yukarıda bahsettiğimiz gibi milis ağları kuruyor. Bu durum bazı analistler tarafından “milis imparatorluğu” diye tanımlanıyor.
2. Arap ülkelerinde nüfuz kurması
İran özellikle Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de etkili olmaya çalışıyor. Bu hatta bazen “Şii Hilali” (Shia Crescent) deniyor.
3. Suriye iç savaşındaki rolü
İran Suriye iç savaşında Başar el Esad’I güçlü şekilde destekledi ve bu destek için; İran Devrim Muhafızları, Hizbullahv e Iraklı milisler Suriye’ye gönderildi. Eleştirmenlere göre bu anti-emperyalizm değil, nüfuz politikası.

Gerçekçi bir değerlendirme yaparsak çoğu akademisyen şu sonuca varıyor:
İran’ın politikası ideoloji ve jeopolitiğin bir karışımı. Yani İran ABD hegemonyasına gerçekten karşı ama aynı zamanda kendi bölgesel gücünü büyütmek istiyor. Bu durum aslında Ortadoğu’daki diğer güçlerin politikalarından farklı değil. Suudi Arabistan, Türkiye, Mısır ve İsrail başta olmak üzere hepsi bölgesel nüfuz peşinde.
Son olarak çok ilginç bir konuya daha değinelim. İran devrimi aslında başta İslamcı değil, büyük ölçüde solcu ve milliyetçi bir hareketti? Bu Ortadoğu tarihinin en şaşırtıcı hikâyelerinden biri. Neden İran devrimi aslında başta İslamcı değil, büyük ölçüde solcu ve milliyetçi bir hareketti?
1979’daki İran Devrimi çoğu kişinin düşündüğü gibi başta sadece İslamcı bir hareket değildi. Aslında devrime çok farklı ideolojik gruplar birlikte katıldı. Sonunda İslamcılar iktidarı ele geçirdi, ama başlangıçta hareket oldukça karma bir koalisyondu. Bunu anlamak için birkaç önemli hususu hatırlamakta yarar var.
1. Şah rejimine karşı çok geniş bir muhalefet vardı
Devrimin hedefi öncelikle İran şahıydı. Muhammed Rıza Pehlevi. Şah rejimine karşı olanlar arasında; İslamcılar, sulcular, milliyetçiler, liberaller, öğrenciler ve işçiler vardı.Bunları birleştiren şey ideoloji değil, otoriter rejime ve ABD etkisine karşı çıkmalarıydı.
2. Sol hareketler İran’da çok güçlüydü
1960–70’lerde İran’da ciddi bir sol hareket vardı. Önemli örgütler; İran Tudeh Partisi (komünist parti), İran Halk Mücahitleri (İslam + sol ideoloji karışımı), öğrenci ve gerilla hareketleri. Bu gruplar; emperyalizme karşıydı, petrol kaynaklarının millileştirilmesini savunuyordu, Şah’ın Batı yanlısı politikasına karşıydı.
3. İran’da güçlü bir milliyetçi gelenek vardı
İran’da Batı karşıtı milliyetçilik çok eskiden geliyordu. Özellikle 1953 Darbesi İran’da büyük etki yarattı. Bu darbede ABD ve İngiltere İran başbakanı Muhammed Musaddık’I Mosaddegh petrolü millileştirmişti. Bu olay İran toplumunda anti-emperyalist milliyetçiliği çok güçlendirdi.
4. Humeyni devrim sırasında birleştirici figür oldu
Devrimin lideri Ruhullah Humeyni; Şah’a karşı net tavır alması, dini ağlar sayesinde toplumda örgütlenebilmesi ve sürgünde olduğu için “direniş sembolü” olması sebepleriyle büyük avantaja sahipti. Birçok solcu ve milliyetçi grup devrim sırasında Humeyni ile geçici ittifak yaptı.
5. Devrimden sonra İslamcılar diğer grupları tasfiye etti
Şah devrildikten sonra güç mücadelesi başladı. Sonuçta; İslamcılar devletin kontrolünü ele geçirdi, sol örgütler bastırıldı ve milliyetçi ve liberal hareketler tasfiye edildi. Örneğin İran Halk Mücahitleri rejimle savaşa girdi, İran Tudeh Partisi yasaklandı. Bu süreç sonunda İran İslam Cumhuriyeti oldu.
Kısaca İran devrimi başlangıçta; anti-otoriter, anti-emperyalist, milliyetçi, solcu ve İslamcı
grupların geniş bir koalisyonuydu. Ama devrimden sonra İslamcı hareket diğerlerini saf dışı bırakarak iktidarı tek başına aldı.
Son sözümüz şöyle; İran sadece mezhepsel bağlamda anlaşılamayacak kadar büyük, köklü ve derin bir ülkedir. Türk tarihsel sosyolojisinin gösterdiğinin aksine tehlike karşısında ya da çıkarları gerektirdiğinde çok farklı gruplar çok kısa sürede geniş ve güçlü ittifaklar oluşturabilirler.
















































