Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

📉 ENFLASYON NEDEN DÜŞMÜYOR? GERÇEKLERLE YÜZLEŞME ZAMANI!

Türkiye’de başkanlık rejimi oylamasının yapıldığı 2017 Nisan ayından beri enflasyon bir türlü düşmüyor. İktidar da kamuoyuna sürekli “gelecek yıl enflasyon düşecek” diye masallar anlatıyor. Ama ülkemizde AKP iktidarının ekonomiyi düzeltmek gibi bir derdi ve önceliği yoktur. Türkiye ekonomisi artık küçük müdahalelerle toparlanacak bir noktayı çoktan geçti. Hâlâ bunun farkında olmayan ekonomistler varsa, onların diplomalarının iptal edilmesi gerekir. Ülkede yaşanan ekonomik sorunlar bir kriz değil, bir yönetim zihniyeti sorunudur. Ülkedeki ekonomi kadrolarında var olan anlayış ve zihniyet değişmeden, ekonomide hangi paket açıklanırsa açıklansın sonuç değişmeyecektir.
Yıllardır halkımız aynı hikâyeyi dinliyor: “Faiz düşecek, yatırım artacak, üretim patlayacak.” Gerçek ne oldu? Faiz düştü, enflasyon patladı. Kur zıpladı, alım gücü eridi. Orta sınıf diye bir şey kalmadı. Ama hâlâ aynı reçete ısıtılıp ısıtılıp önümüze konuyor. Bu artık ekonomi yönetimi değil, ısrarla bilerek yapılan hatalar zincirinin sonuçlarıdır.
Bugün Türkiye’de en büyük sorun döviz değil; ülkeye ve yönetenlere yönelik iç ve dış yatırımcıların duyduğu güven eksikliğidir. Sadece Türkiye’de değil, yurt dışındaki yatırımcı da yarının kurallarının bugünden farklı olmayacağına inanmıyor. Hukukun öngörülemez olduğu, verilerin tartışıldığı, kurumların bağımsız olmadığı bir yerde ekonomi düzelmez. Bu kadar net.

Artık halkımız gerçekle yüzleşmelidir. Türkiye, özellikle 2014 yılından itibaren üretmeden tüketen bir modele mahkûm edildi. İnşaatla büyüme modeli yıllarca herkes tarafından alkışlandı. Her yere beton dökülüp devasa inşaatlar yapıldı. Ama toplum için nedense refah üretilemedi. Ülkedeki tarım sistemli şekilde ihmal edilip köyler boşaldı. Ülkedeki sanayi ithalata bağımlı hâle getirildi. Sonuç olarak ülke, “kendi kendine yetemeyen bir ekonomi” gerçeği ile yüz yüze geldi.
Ülkedeki vergi sistemine baktığımızda; vergi yükü her zaman olduğu gibi yine yıllardır dar gelirlinin sırtına yüklendi. Gelire göre değil, tüketime göre adeta salınan dolaylı vergilerle ayakta duran bir düzen, vergide hiçbir zaman adalet üretemedi. Bu sistemde dürüst olan vatandaş cezalandırılır, sistemin açıklarını bulan ve iktidara yakın olanlar kazanır. Vergi sistemindeki bu çarpıklıklar düzeltilmeden ülkede mali disiplin sağlanamaz.
Gelelim en kritik konu olan eğitime; nitelikli insan yetiştiremeyen, pozitif bilimden uzaklaşan bir ülke teknoloji üretemez. Teknoloji üretmeyen bir ülke ise sadece ucuz iş gücüyle rekabet etmeye mahkûm edilir. Bugün ülkemiz tam da bu noktadadır. Bu da ülke olarak fakirleşme demektir.
Şimdi işin en önemli noktasına gelerek can alıcı soruya gelelim: Ne yapılmalı ve nasıl yapılmalıdır?

Önce ülkede içeriye ve dışarıya karşı gerçek bir “güven inşası” şarttır. Merkez Bankası bağımsız olmalı, ülkedeki tüm kamu verileri şeffaf olmalı; halk yanıltılmamalı ve hukuk herkese eşit uygulanmalıdır. Bu bir kişisel tercih değil, olması gereken bir zorunluluktur.

Bunların ardından ancak bu kez gelirle doğru orantılı uygulanacak yapısal reformlar yapılarak, kamucu ekonomi anlayışı ile birlikte gelir düzeyi düşük insanları koruyan acı bir reçete ile enflasyonla ciddi mücadele edilmesi gerekir. Bu ekonomi politikası kısa vadede can yakabilir. Ama bu acıyı ertelemek, yarınlarda ekonomide daha büyük bir yıkım getirir. 2017 yılından beri alışkanlık hâline getirilen yanlış ekonomik uygulamalar ve çekilen ızdıraplar düşünüldüğünde, bu bedel halkımızın yıllardır boşuna çektiği acıların yanında hafif kalacaktır.
Sonra yapılacak iş ise ekonomide model ve yönetim anlayışı değişimine gidilmesidir. Bu doğrultuda ülkede tüketim değil üretim teşvik edilmelidir. İthalat değil, yerli katma değer yaratılmalıdır. Ülke, ranttan başka bir şey üretmeyen ve ekonominin elini ayağını bağlayan inşaat yerine sanayi ve teknolojik yatırımlara yönelmelidir.
Gerçekçi konuşalım; bu işler öyle kolay değildir. Yıpranmış ve yıllardır yanlış kararlarla ülkeyi yöneten siyasi kadrolarla olmaz. Siyasi maliyeti yüksek, sabır gerektiren ve sonuçları zaman alan adımlardır. Yani “hemen sonuç alıp alkış getirecek” politikalar değildir.
Sırf iktidarda kalmak uğruna, ekonomide uygulanması gereken programlar işte tam da bu yüzden bilerek hayata geçirilmiyor. Bu nedenle iktidarın uzun vadede ekonomiyi düzeltmek gibi bir niyeti olmadığını söylüyoruz.
Türkiye’nin önünde iki yol vardır: Ya gerçeklerle yüzleşip zor olanı seçerek halkın tüm kesimlerini kapsayan objektif önlemler alınacak ya da günü kurtaran politikalarla ülkemiz ve halkımız giderek daha da fakirleşecektir.
Bu konuda ekonomi ve argümanlar kendiliğinden karar vermez. Kararı, ülkeyi yöneten siyaset kurumu verir. Bir ülkede 2017 yılından bugüne kadar enflasyon bir türlü düşürülememişse ve resmî verilere göre dahi yıllık %30’lar civarında seyrediyorsa, bu durum sorgulanmalıdır. Bugün yaşadığımız tüm olumsuzlukların temelinde bu iktidarın yanlış karar ve uygulamaları vardır.
Türkiye, yapılacak bir seçimle bu iktidarla vedalaşmadığı sürece, gelecek yıllarda bugünler aranacak ve ülke daha da fakirleşerek açlık ve kıtlıkla karşı karşıya kalacaktır. Bunu söylüyorum; çünkü özellikle 2017’den itibaren ekonomiyle ilgili alınan yanlış ve yanlı kararların sonuçları tüm çıplaklığıyla ortadadır.
Türkiye bu modelsiz ekonomik düzenden kurtulmak istiyorsa, bunu en çok halkımız isteyerek yapılacak ilk seçimde tercihini sandığa yansıtmalıdır. Bunun aksini iddia edenlerin ekonomiden anlamadıklarını rahatlıkla söyleyebilirim.