SURİYE’DE İNSANLIK SINAVI

Bu yazıyı kaleme almamın nedeni, hemen yanı başımızda, Suriye’de yaşanan bir acının sınırları aşıp hepimizin yüreğinde derin bir yankı uyandırmasıdır. Suriye’deki Alevi kardeşlerimizin maruz kaldığı zulüm, sadece onların yaşadığı bir trajedi değil; aynı zamanda tüm insanlığın vicdanına yöneltilmiş bir sınavdır.
Suriye… Binlerce yıllık uygarlıkların doğduğu topraklar… Ne yazık ki, son yıllarda bu topraklar bir mezarlığa dönüştü. 2011’de patlak veren iç savaş, milyonlarca insanı evinden etti, on binlercesini hayattan kopardı. Ve bu yıkımın en ağır yükünü, sadece kimlikleri ve inançları nedeniyle hedef alınan Aleviler taşıdı.
Biz Aleviler bu dünyada hep iki kere doğduk: Bir kez ana rahminden, bir kez de zulmün gölgesinden. Her çağda, her coğrafyada bizlere yönelik ötekileştirme, yaftalama, yok sayma politikaları devreye girdi. Suriye’de de benzer bir kader yaşandı. Alevi köyleri kuşatıldı, insanlar inançları yüzünden katledildi. “Neden farklısınız?” sorusunun cevabını canlarıyla verdiler.
Bu mesele yalnızca bir mezhep çatışması değildir. Bu bir insanlık meselesidir. Vicdanı olan herkesin susmaması gereken bir durumdur. Çünkü burada söz konusu olan, bir topluluğun varlık hakkına yönelmiş sistematik bir yok etme çabasıdır. Ne yazık ki dünya bu dram karşısında çoğunlukla sessiz kaldı. “Demokrasi” ve “özgürlük” söylemleriyle hareket ettiğini iddia eden güçler, çıkarları uğruna bu zulme gözlerini kapadı.

Ama biz susmadık. Susmayacağız da.
Çünkü biliyoruz ki; bir canın feryadı, hepimizin feryadıdır. Bir yoldaşın acısı, hepimizin yüreğinde hissedilir. Bugün buradan sadece bir anma değil, aynı zamanda bir direniş çağrısı yükseltiyoruz. İnancımıza, kimliğimize, tarihimize ve birlikte yaşama irademize sahip çıkıyoruz.
Alevilik sadece bir inanç değildir; aynı zamanda bir duruştur. Hakkın ve hakikatin yanında durmaktır. Mazlumdan yana saf tutmaktır. Bizim yolumuz, zalimin kimliğine, mezhebine ya da bayrağına değil; eylemine bakar. Suriye’de Alevi canlara zulmeden kim olursa olsun, biz onun karşısındayız. Çünkü biz, “Yetmiş iki millete bir nazarla bakmayan bizden değildir” diyen bir inancın çocuklarıyız.
Suriye’deki Alevilerin yaşadığı acıya dışarıdan bakamayız. Bu bizim de acımızdır. Coğrafyalar farklı olabilir ama kaderler ortaktır. Buradaki sessizlik, oradaki katliamı meşrulaştırır. Bu nedenle cemevinden de, meydanlardan da, meclislerden de tek bir sesle haykırmalıyız: Zulme karşı susan, dilsiz şeytandır!

Bugün buradan tüm insanlığa bir çağrı yapıyoruz:
Alevi canlar yalnız değildir.
İnancı nedeniyle öldürülen herkesin yanındayız.
Barış istiyoruz, ama onurlu bir barış.
Adalet istiyoruz, ama gerçek bir adalet.
Biz bu yolda çok acı çektik. Ama her defasında küllerimizden yeniden doğduk. Pir Sultan’ın idamında da susturulamadık, Maraş’ta da, Sivas’ta da… Ve şimdi Suriye’de yaşananlar karşısında da susmayacağız. Çünkü bu yol susarak değil, direnerek yürünür.
Unutmayacağız:
Katledilen her can, bizden bir parçadır.
Yıkılan her ev, bizim evimizdir.
Yakılan her ocak, bizim ocağımızdır.
Ve her şeye rağmen, bu dünyayı sevgiyle onaracağız. Nefretle değil, kinle değil… Ama adaletle, hakikatle ve birlik duygusuyla…
Suriye’de devam eden Alevi katliamları, sadece bir mezhep çatışmasının değil, radikal ideolojilerin insanlığa karşı işlediği bir suçun göstergesidir. Uluslararası toplum, bu tür insan hakları ihlallerine karşı artık daha kararlı, daha vicdanlı bir duruş sergilemelidir.
Yüreğinizdeki acıyı, direncinizi ve sabrınızı selamlıyorum.
Suriye’de yitirdiğimiz tüm Alevi canlara bir kez daha rahmet diliyorum.
Yolları açık, devirleri daim olsun.

















































