Haberi dinleyebilirisiniz!

Kongre Sarayında Demokrasi Aranıyor

Aydın’da yapılan Cumhuriyet Halk Partisi İl Kongresi, aslında bir siyasi fotoğrafın küçültülmüş hâliydi. Sahnede demokrasi değil, mevki ve makamların gölgesinde büyüyen bir güç gösterisi vardı.
Bir yanda koltuk hesaplarıyla birleşen büyük bir ittifak, diğer yanda elinde yalnızca cesaretiyle duran bir isim: İbrahim Gürdal.

Sahne Hazır, Roller Paylaştırılmış

Kongre salonuna bakınca, insanın aklına bir tiyatro sahnesi geliyor.
Senaryosu önceden yazılmış, oyuncular belli, alkış sırası bile planlanmış bir oyun…
Divan heyeti tarafsızlık yemini etmişti ama sahnede adeta “taraf”tı.
Divan başkanı Ednan Arslan, “Yönetmek” fiilini “Yönlendirmek” sanıyor gibiydi.
Söz sırası gelen konuşmacıların lafları yarıda kesiliyor, bazıları özür dilemeye davet ediliyor, bazılarına ise hiç sıra gelmiyordu.
Antidemokratik yönetim dedikleri tam olarak buydu işte: Söz verip susturmak.

Bir Zamanlar Prens Olanlar

Aydın siyaseti öyle bir hâl aldı ki, Kuşadası’nda esen rüzgâr artık il merkezinde fırtına yaratıyor.
Bir dönem “Çerçioğlu’nun prensi” diye övülenlerin bugün “biat zincirinin halkası”na dönüşmesi ibretlik bir tablo.
Kuşadası’ndan yönlendirilen bir Aydın CHP’si…
Bir zamanlar “örgüt iradesi” diye nutuk atanlar, şimdi örgütü sadece protokol sırasına yerleştiriyor.
Parti içi demokrasi diyorlar ya…
Keşke önce aynaya bakıp o kelimenin anlamını hatırlasalar.

Korkunun Gölgesinde İttifak

Kongre öncesi haftalar boyunca, milletvekilleri, il başkanı, belediye başkanları ve ilçe başkanları adeta seferberlik ilan etti.
Seçim zamanı bir araya gelemeyenler, koltuk uğruna aynı sofraya oturmayı başardılar.
Delegeler üzerinde kurulan baskılar, kulislerde fısıldanan tehditler, “bizden yana ol” telkinleri…
Bu kadar uyum, bu kadar enerji keşke sandık zamanı da görülseydi.
Ama ne yazık ki bu “takım çalışması” halk için değil, hâkimiyet içindi.

Gürdal’ın Cesareti

İbrahim Gürdal’ın adaylığı, kongrenin havasını değiştirdi.
Kongreye olan ilginin artması, Gürdal’ın örgüte yeniden inanç aşılamasındandı.
Kürsüye çıktığında salonun ön sıralarında oturan vekillerin, başkanların ve yöneticilerin yüzlerinde öyle bir ifade vardı ki…
Çağlayan Adliyesi’nin duvarları bile o kadar soğuk değildir.
Sanki birinin doğruları dile getirmesi, hepsine fazla gelmişti.
Kongreye damgasını vuran şey, o yüzlerin sevimsizliği değil, Gürdal’ın samimiyetiydi.

Hak, Hukuk, Adalet: Slogan mı, Hatıra mı?

Bir dönem meydanlarda “Hak, hukuk, adalet!” diye haykıranların, bugün parti içinde en temel hakları çiğnemekte sakınca görmemesi…
Bunun adı siyasette “ironi”, halk dilinde “ikiyüzlülük”tür.
Çerçioğlu’nun siyasi tahakküm kurduğunu söyleyenler, o gidince aynı tahakkümü kendi elleriyle yeniden inşa ettiler.
Demokrasiye dair sözler ise, sadece birer dekor unsuru olarak kaldı.

Kazananlar, Kaybedenler

Kongrenin asıl kazananı bellidir:
İbrahim Gürdal ve ona oy veren 240 onurlu Cumhuriyet Halk Partili delege.
Çünkü onlar, koltukların değil, ilkelerin arkasında durdular.

Kaybedenlere gelince…
Kongreyi yönetemeyen divan başkanı Ednan Arslan, parti içi demokratik iradeyi görmezden gelen milletvekilleri, “biat”a sığınan belediye başkanları ve ilçe başkanları.
Bir gün ön seçimden, örgüt iradesinden, değişimden bahsederlerse kimse ciddiye almasın.
Çünkü bu kongre, kimin demokrasiye inandığını, kimin yalnızca rol yaptığını açıkça gösterdi.

Atatürk, bu tabloyu görse ne derdi bilmiyorum ama muhtemelen “Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir” sözünü hatırlatırdı.
Çünkü o salonda, örgütün gerçek sahipleri yalnız bırakılmıştı.

Kongreler biter, koltuklar değişir, isimler unutulur.
Ama bir gün, gerçekten demokratik bir CHP kongresi yapıldığında, o günün tutanaklarında bugünkü sessiz alkışların utancı da yazacak.