Haberi dinleyebilirisiniz!

RUHSATLA GELEN FELAKET: KUŞADASI’NDA KAMU YARARI, ÇEVRE VE YAŞAM HAKKI NASIL YOK SAYILIYOR?

Kuşadası Belediyesi tarafından altyapısı tamamlanmamış alanlara verilen yapı ruhsatları; kamu yararını, çevre hakkını ve yaşam hakkını birlikte ihlal etmektedir. Yaşanan sel felaketleri bir doğa olayı değil, açık bir idari görev ihmali zincirinin sonucudur.

Bir idari işlemin hukuka uygunluğunu belirleyen temel ölçütler bellidir: Yetki, şekil, sebep, konu ve amaç. Ancak tüm bu unsurların üzerinde, idare hukukunun değişmez bir üst ilkesi vardır: kamu yararı.
Bugün Kuşadası’nda verilen yapı ruhsatları, yalnızca imar mevzuatına değil; kamu yararı ilkesine de açıkça aykırıdır.
Kuşadası Belediyesi tarafından; fiilen yolu açılmamış, kanalizasyonu bulunmayan, yağmur suyu drenajı yapılmamış, içme suyu altyapısı tamamlanmamış alanlara yapı ruhsatları verildiği bilinmektedir. Bu uygulama, 3194 sayılı İmar Kanunu ve Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği hükümlerine açıkça aykırıdır. Zira teknik altyapısı tamamlanmamış parseller, hukuken “yapı yapılabilir parsel” niteliği kazanamaz.

Ancak sorun yalnızca mevzuata aykırı ruhsat verilmesi değildir. Asıl sorun, bu ruhsatlarla birlikte Kuşadası’nın sistematik biçimde ranta teslim edilmesidir. Altyapı yapılmadan başlatılan yapılaşma; kenti betona boğmakta, doğal dengeyi geri dönülmez biçimde tahrip etmektedir.
Ruhsat verilen bu inşaatlardan çıkan hafriyatların, herhangi bir bilimsel planlama ve etkin denetim olmaksızın dere yataklarına dökülmesi ise ayrı bir hukuksuzluk alanı yaratmaktadır. Doğal su yolları daraltılmakta, yer yer tamamen doldurulmakta; böylece yağmur sularının akış rejimi bilinçli şekilde bozulmaktadır.
Bu noktadan sonra yaşanan sel felaketlerini “olağan yağış” ya da “doğal afet” olarak nitelendirmek mümkün değildir. Hukukta buna öngörülebilir risk denir. Risk öngörülebilir ise ve idare gerekli önlemleri almamışsa, ortaya çıkan zarardan idarenin sorumluluğu doğar.
Danıştay’ın yerleşik içtihatları açıktır: Altyapısı tamamlanmamış alanlarda verilen yapı ruhsatları hukuka aykırıdır ve idarenin hizmet kusurunu oluşturur. Kuşadası’nda ise bu hukuka aykırılık, münferit bir hata değil; süreklilik kazanmış bir idari uygulamaya dönüşmüştür.

Ortaya çıkan tablo nettir: Kentin planlı gelişimi göz ardı edilmiş, kamu yararı yerine rant öncelenmiş, dere yatakları hafriyatla doldurulmuş, küçük yağışlar bile sel felaketine dönüşmüştür. Bu süreçte zarar gören yalnızca çevre değil; Kuşadası’nda yaşayan yurttaşların can ve mal güvenliğidir.
Anayasa’nın 56. maddesi, herkese sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı tanımaktadır. Bu hak, idare için aynı zamanda bir yükümlülüktür. Bu yükümlülüğün ihlali, yalnızca idari değil; hukuki ve cezai sorumlulukları da beraberinde getirir.
Sonuç olarak Kuşadası’nda yaşanan sel felaketleri kader değildir. Doğanın değil, idarenin ürünüdür. Altyapısız ruhsatlarla, denetimsiz hafriyatla ve kamu yararını yok sayan tercihlerle yaratılmış bir idari ihmaller zincirinin sonucudur.
Kamu yararını yok sayan her ruhsat, yalnızca bir inşaat izni değil; gelecekte yaşanacak felaketlerin hukuki temelidir. Ve hukuk, bu ihmallerin hesabını er ya da geç sorar.