Gazetecilik: Gerçeğin Peşinde, Gücün Karşısında

Gazetecilik, yalnızca olup biteni aktarmak değildir; saklananı görünür kılmak, susturulmak isteneni dile getirmektir. İktidarın ve güç odaklarının gölgede bırakmak istediği gerçekleri gün yüzüne çıkarma cesaretidir. Bu yönüyle gazetecilik, bir meslek olmanın ötesinde, topluma karşı üstlenilmiş ağır bir sorumluluktur.
Kolay değildir gazetecilik. Hele ki baskının yoğunlaştığı zamanlarda… Gazeteci, çoğu zaman rüzgâra karşı yürüyen, hatta o rüzgârın içinde ayakta kalmaya çalışan kişidir. Attığı her adımda bir bedel ihtimali vardır; ama yine de yürür. Çünkü bilir ki, hakikatin yolu çoğu zaman dikenlidir.
Gerçek gazeteci; sorulmayanı soran, gizleneni açığa çıkaran, söylenmeye cesaret edilemeyeni dile getiren kişidir. Yeri geldiğinde “şeytanın avukatlığını” üstlenmekten çekinmez. Zira bu tavır, demokratik toplumun en temel denetim mekanizmalarından biridir. Onun görevi; yalnızca görmek değil, gördüğünü topluma karşı sorumluluk bilinciyle anlatmaktır. Tanıklık eder, sorgular ve gerektiğinde hesap sorar.
Ne var ki, bugün ne Aydın’da ne de ülke genelinde bu anlayışın kök saldığını söylemek kolay değildir. Basın, çoğu zaman ya merkezi iktidarın ya da yerel güç odaklarının gölgesine sığınmak zorunda bırakılmaktadır. Oysa gazetecilik, gölgeye değil ışığa taliptir. Her koşulda soran, sorgulayan, eleştiren ve gerektiğinde karşı durabilen bir duruş gerektirir.
Yerelde ise tablo daha da çarpıcıdır. Pek çok gazeteci, gerçeğin izini sürmek yerine, güç sahiplerinin izinden gitmeyi tercih etmektedir. Belediye başkanı neredeyse, onlar da oradadır. Rüzgâr yön değiştirdiğinde, duruşlar da hızla değişir. Dün savunulanlar bugün inkâr edilir; doğrular, çıkarların gölgesinde eğilip bükülür. Bu keskin dönüşlerin ardında çoğu zaman “duygusal” hesaplar vardır.
Bu savrulmalar, basının en kıymetli sermayesi olan güveni aşındırmaktadır. İlkesizliğin hâkim olduğu bir yerde, inandırıcılık yerini kuşkuya bırakır. Ve ne yazık ki, kendini gazeteci olarak tanımlayan birçok kişi, toplumun gözünde güvenilirliğini yitirir.
Bugün gazetelerin tirajlarına bakmak bile bu güven kaybını görmek için yeterlidir. Okur, artık yalnızca haberi değil, haberin ardındaki niyeti de sorgulamaktadır.

Oysa gazetecilik, özü itibarıyla “gerçeğin peşinde ve gücün karşısında” durabilmektir. Bu nedenle, bu mesleği yapan herkesin dönüp kendine bakması gerekir. Yerelde kurulan ilişkiler, ulusal düzeyde iktidarla olan mesafeler yeniden sorgulanmalıdır. Gazeteci, nerede durduğunu açıkça bilmeli ve bunu cesaretle ortaya koyabilmelidir.
İşte tam da bu noktada, bir ilki başaran komünal yapılanmanın yönettiği “Egeden Medya Haber Yayınları”; ticari kaygılardan uzak, tamamen sosyal sorumluluk anlayışıyla varlığını sürdürmektedir. Ege Bölgesi’ne dair haber ve köşe yazılarıyla hakikatin izini sürmekte, doğru bilgiyi halka ulaştırma çabasını gönüllü emeğin gücüyle büyütmektedir.

Bölgenin yüz akı olan Egeden Medya Haber’e selam olsun.
Çünkü gazetecilik, taraf olmak zorundaysa eğer, o taraf yalnızca hakikat olmalıdır.















































