GÖKOVA: KAZANAN DOĞA, KAYDA GEÇEN VİCDAN

Ben bir tiyatro insanıyım.
Sahnenin ne olduğunu bilirim.
Rolün, dekorun, ışığın ne zaman gerçeği gizlemek için kullanıldığını da…
Muğla’da oynanan oyun ise kötü yazılmış bir senaryodur.
Ama bu kez sahnede dekor değil, doğa vardır.
Ve Gökova, bu ülkenin hâlâ susturulamamış vicdanıdır.
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın,
“Gökova gelecek kuşakların ortak doğal mirasıdır. Bu karar, çevre ve kamu yararını esas alan duruşumuzun doğruluğunu göstermiştir”
sözleri, Danıştay’ın verdiği kararla birlikte yalnızca bir açıklama değil; tarihe düşülmüş bir tanıklıktır.

Yüksek mahkeme açıkça şunu söylemiştir:
Gökova için hazırlanan sözde bilimsel raporlar yetersizdir.
Ekolojik veriler eksiktir.
Flora ve fauna belgelenmemiştir.
Su kaynakları görmezden gelinmiştir.
Ve bütün bu eksiklikler, koruma statüsünün düşürülmesine gerekçe olamaz.
Bu karar, hukukun; bilimi kılıf yapan rant iştahına verdiği net bir cevaptır.
Yani Danıştay, “doğa susmaz” demiştir.
Muğla Büyükşehir Belediyesi de en başından beri tam olarak bunu söylemiştir:
Gökova’yı yapılaşmaya açmak, yalnızca beton dökmek değildir;
geri dönüşü olmayan bir ekolojik yıkımı başlatmaktır.

Ancak ne zaman ki bu duruş sergilenmiştir, işte o zaman sahne kararmış, perde arkasındaki kirli eller görünür olmuştur.
1 Eylül’de Menteşe Belediye Başkanı Gonca Köksal Aras’ın aile büyüklerinin yaşadığı eve molotof kokteyliyle saldırı düzenlenmiştir.
Ardından, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras’ın evine yönelik bir saldırı olasılığı emniyet tarafından bildirilmiş, önlemler alınmıştır.
Son olarak, Büyükşehir Belediyesi Danışmanı Levent Arkan trafikte saldırıya uğrayarak darp edilmiştir.

Şimdi soruyorum:
Bunlar tesadüf mü?
Yoksa doğayı savunmanın bedeli mi ödetilmek isteniyor?
Bir ülkede çevreyi koruyanlar tehdit ediliyorsa,
belediye yöneticilerinin evleri hedef alınıyorsa,
danışmanlar sokakta dövülüyorsa;
orada mesele yalnızca çevre değildir.
Orada hukuk hedef alınmıştır.
Orada kamusal irade sınanmaktadır.
Ben bu ülkede sahnede alkış gördüm.
Ama şunu çok iyi bilirim:
Gerçek alkış, karanlığa karşı geri adım atmayanlar içindir.
Gökova’yı kurtaranlar;
masabaşı raporcuları değil,
tehditlere rağmen susmayan belediye görevlileri,
doğayı yaşamın kendisi sayan tabiat gönüllüleri
ve “buna izin vermiyoruz” diyen gerçek çevrecilerdir.
Onlara teşekkür ediyorum.
Ama bununla yetinmiyorum.
Çünkü bu ülkede doğa kazanmış olabilir,
ama hesap sorulmadıkça perde kapanmaz.
Ve bilinmelidir:
Gökova yalnız değildir.
Çünkü bu mücadele, yalnızca bir koyun değil;
geleceğin savunmasıdır.
















































