Ar Damarı Çatlamayanlar

“Ar damarı çatlamış” diye bir söz vardır. Utanç duyulacak şeyleri sıkılmadan yapan kişiler için kullanılır. Ancak bunun için o kişide çatlayacak ar damarının bulunması gerekir.
Özellikle siyasette ve bürokraside bu ar damarı çatlamışları, hatta ar damarı olmayan insanları sıkça görüyoruz.
Özellikle çok partili siyasete geçiş sürecinden sonra toplumun çürüdüğünü, bazı güçler tarafından çürütüldüğünü, ahlaki değerlerin aşındırıldığını üzülerek görüyoruz. Bozuk ekonomi düzelebilir, kötü şartlar iyileştirilebilir, her şey bir gün düzelebilir ama, insanın çürümesi kolay kolay giderilemeyecek bir durumdur. Bir toplum vicdanı çürümüşse, ahlaki olarak çökmüşse, o toplumu yönetenlerin ar damarı çatlamışsa, orada siyaset de, ahlâk da bitmiş demektir. Toplumun nasıl bu hale geldiği, getirildiği, apayrı bir konu.
Özellikle kendilerine biat edilmesini isteyen lider siyasetçiler, toplumun değerlerini yok sayarak kendi çıkarını düşünen bürokratlar bu ahlaki çöküşü hızlandırmaktadır.

Özellikle ekonomiye ve siyasete hükmeden sınıfların ve liderlerin mutlak iktidar hırsları, ahlâki zaafları, etik tutarsızlıkları ve vasat karakter yapıları bu sonucu doğurmaktadır.
Demokratik sayılan ülkelerdeki siyasî partiler, toplumları belli bir ideoloji ve düşünce temeline dayanarak daha iyi yönetmek, halka daha fazla refah, huzur, özgürlük, güvenli gelecek sağlamak için oluşmuştur. Programlarında bunları yazarlar, kitlelere bunları vaat eder, iktidara bu vaatlerini gerçekleştirmek üzere talip olurlar.

Ama gelin görün ki, yalan, komplo, ikiyüzlülük, dün ak dediğine bugün kara demek, dün savunduklarının tam tersini savunmak, sahtecilik, üçkağıtçılık, artık ayıp değil siyaset sayılıyor. Kişisel çıkar, rüşvet, makamı kullanarak farklı şeyler elde etmeye çalışmak, alt kadroya mobbing uygulamak, karşı cinsten faydalanma isteği almış başını gidiyor.
İşin garip tarafı, toplum tarafından ayıplanması ve dışlanması gereken bu tür ar damarı çatlamış kişiler neredeyse alkışlanıyor. Bunun nedeni olarak kendisinin de haksız kazanç veya başka yollara başvurma isteği gösteriliyor. Bu durum toplumdaki yozlaşmayı gösteriyor. Bu anlamda onlarca atasözünü burada yazabiliriz ama, şimdilik gerek yok.
Kişi göreve geldiğinde, “Bir tek yüzüğüm var” diyor ama bir süre sonra serveti akıl almaz boyutlara ulaşıyor. “Çocuğumun sünnet takıları vardı” diyor ama, bir süre sonra o takılar kamyona sığmayacak duruma geliyor. Başka biri göreve geldiğinde maaşına haciz konuyor ama görevden ayrılınca yatları katları oluyor. Bir diğeri belediyenin imar kısmına geliyor, geldiği günden itibaren rüşvet söylentileri arşa ulaşıyor. Üstelik başkan dahil herkes bu durumu bilse de herkes dört maymunu oynuyor. Yani, akıl ve mantık dışı şeyler oluyor ama toplumun büyük kısmı bunları alkışlıyor, görmezden geliyor, anlamsız bir şekilde adeta gıpta ediyor.
Hadi bunlar maddi şeyler. Bir de işin başka boyutu var. Makamı kullanarak mobbing uygulama ve karşı cinsiyetten faydalanma olayı var. Garip bir durum. Kimse bu kişileri kınamıyor, onları dışlamıyor, üstelik pişkince gidip o kişilerle fotoğraf çekiliyor. O kişiler de hiç bir şey olmamış gibi yaşantısına sırıtarak devam ediyor. Yazının başında dediğimiz gibi, bu türlerde çatlayacak ar damarı bile yok. Bunları hoş görenler için “Klinik vaka” demekten başka yazacak bir şey bulamıyoruz.

















































