Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

Ben Yok, CHP Var

CHP, Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde, 9 Eylül 1923’te “Halk Fırkası” adıyla kurulmuştur. 1924 yılında “Cumhuriyet Halk Fırkası”, 1935 yılında ise “Cumhuriyet Halk Partisi” adını almıştır. 1927 yılında “Cumhuriyetçilik”, “Halkçılık”, “Milliyetçilik” ve “Laiklik” CHP’nin dört temel ilkesi olarak benimsenmiş, 1935 yılında ise “Devletçilik” ve “Devrimcilik” eklenerek partinin ilkeleri altıya çıkarılmıştır. Partinin amblemi olan altı ok, işte bu ilkeleri simgelemektedir.

Görüldüğü gibi CHP, 100 yılı aşkın süredir ayakta olan, ülkemizin en köklü ve en önemli partisidir. En önemlisi ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisi olmasıdır.

Geçtiğimiz ay, 78 Kuşağı Dostlar Grubu ile birlikte hem Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin’i hem de Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nu ziyaret ettik. Karşılıklı fikir alışverişinde bulunulan, gündemin değerlendirildiği ve destek mesajlarının açıklandığı bu görüşmeler oldukça verimli geçti.

Siyasi partilerin ve yerel yönetimlerin, demokratik kitle örgütleriyle, halkın çıkarları için oluşturulmuş platform ve gruplarla yakın ilişki içinde olması son derece önemlidir. Siyaset, bu tür oluşumlardan beslenir; buralardan gelen bilgilerle nelerin yapılacağına daha sağlıklı karar verilebilir. Sağlıklı bir siyaset ve yönetim anlayışı için bu tür görüşmeler gereklidir.

Demokratik yollarla siyasi bir makama gelen kişiler, oraya halkın teveccühüyle geldiklerini unutmamalıdır. Gerek milletvekilleri, gerek belediye başkanları, gerekse örgüt yöneticileri, uzun süre aynı makamda kaldıklarında kendilerini vazgeçilmez, hatta partinin bile üstünde görmeye başlayabilirler. Bu nedenle, seçimle göreve gelen kişilerin belirli bir süreyle sınırlandırılması gereklidir. Gerçekten demokrasiyle yönetilen ülkelerde, iki dönem sınırı vardır ve kesin olarak uygulanır. Üstelik hiçbir siyasetçi, bizde olduğu gibi bu kuralın arkasından dolanarak süresini uzatmak için türlü oyunlara girişmez.

Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu ile yapılan görüşmede benim hissettiğim; kendine fazlasıyla güvenen, partiyi kendi iktidarı için bir araç olarak kullanan bir başkanın varlığı oldu. Neredeyse, “Ben olmasam Aydın’da kimse seçimi kazanamaz” demeye getiriyordu.

Ülkemizde birçok belediyenin kuruluşu 150 yılı aşmıştır. Bu belediyelerin bazılarında, geçmiş dönem başkanlarının fotoğrafları duvarlarda asılıdır. Kimisi birkaç ay, kimisi yirmi yıl görev yapmıştır. Ama hepsinin dönemi gelip geçmiştir.

Elbette Özlem Çerçioğlu, 2009 yılında başladığı belediye başkanlığı göreviyle sadece Aydın’ın değil, Türkiye siyasetinin de en uzun süre görev yapan belediye başkanlarından biridir. Ancak onun başarılı olması ve rekorlar kırması, bu görevde ömür boyu kalacağı anlamına gelmez, gelmemelidir.

Aynı durum milletvekilleri için de geçerlidir. Onlar da ömür boyu milletvekili olarak seçilmeyi düşünmemeli, belirli bir süreden sonra aday olmamalıdır. Uzun yıllar boyunca milletvekili olarak görev yapan kişilerde, kendilerini üstün görme ve “Ben olmazsam parti de olmaz” düşüncesine kapılma eğilimi ortaya çıkmaktadır. Oysa cumhuriyet tarihine bakıldığında, ilimizden ne kadar çok milletvekilinin gelip geçtiğini görebilirsiniz.

Sonuç olarak, belediye başkanlığı ve milletvekilliği görevleri gelir geçer. Bu görevlerde bulunanların, iyi işler yaparak güzel anılarla hatırlanması gerekir. Çok eskilere gitmeye gerek yok; yakın tarihimizde bile kendini partinin üstünde gören, ancak bugün sokakta yürürken insanların selam vermemek için başını çevirdiği siyasetçiler var. Öte yandan, siyaseti zamanında bırakanlar el üstünde tutulur, herkes tarafından sevilirken; koltuğa yapışanlar kötü hatıralarla baş başa kalmaktadır.

CHP’nin önümüzdeki süreçte iktidar olmaktan başka şansı yok. Hem milletin hem de devletin buna çok ihtiyacı var. Bunun için ben değil, biz deyip CHP çatısı altında kenetlenmek gerekiyor. Kişilere değil, CHP’ye önem vermeliyiz. Unutmayalım: Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber, ya hiçbirimiz!

Son söz; politikacı, kendi amaçları ve çıkarları için, yakın çevresinin çıkarları için her şeyi ve herkesi kullanan kişidir. Siyasetçi ise etik değerlerle donanmış, yöntemleri ve kişileri toplumun yararı için kullanan insandır. Artık kimin politikacı, kimin siyasetçi olduğuna siz karar verin ve kendinizi ait hissettiğiniz tarafa koyun.

“Karınca, şeker içinde ölür.” (Malezya atasözü)