Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

Bindik Bir Alamete

1946 yılında çok partili hayata geçtikten sonra, 1950 seçimlerinde Demokrat Parti “Yeter” sloganıyla iktidara gelmişti. Çoğunluk sisteminin uygulandığı 1954 ve 1957 seçimlerinde de ezici bir üstünlükle sandıktan çıkmışlardı. Ancak bu zaferler, yönetim kadrosunda güç zehirlenmesine yol açtı. Anti-demokratik uygulamalar giderek arttı, halk zor duruma düştü. Sonuçta askeri darbeyle görevden uzaklaştırıldılar. Suçlu oldukları halde, uygun bulmadığımız bir cezaya çarptırıldılar.

Bugüne baktığımızda, “Tarih tekerrürden ibarettir” sözünü doğrularcasına, mevcut yönetimin de benzer anti-demokratik uygulamalara yöneldiğini görüyoruz. Hukuksuzluk her geçen gün daha fazla insanı etkiliyor, toplum üzerine korku bulutları çöküyor. Ancak unutulmamalıdır ki, hukuksuz bir ortam kimseye fayda sağlamaz. Yarın yönetim değiştiğinde, bir savcı çıkar, bugün hukuku hiçe sayanları aynı şekilde yargılamaya kalkar. Bu döngü böyle devam ederse, ülke olarak hiçbir zaman gerçekten hukukun üstün olduğu bir sisteme kavuşamayız.

Yakın tarihimizde birçok hukuksuzluk yaşandı. Bu süreçte binlerce insan mağdur oldu, aileleriyle birlikte acılar çekti. Çeşitli adlarla yapılan operasyonlara her geçen gün yenileri ekleniyor. Bu ülke, hukuku araçsallaştıran grupları gördü; geçmişte “FETÖ’cü hukukçular” vardı, yarın benzerlerini görmemek için hukuk sisteminin sağlam temeller üzerine kurulması şarttır. Hukukun kişilere, ideolojilere göre şekillendiği bir düzen, yönetimleri de halkı da zehirler. Gücün sınırsız kullanımı, denetimsizliği, yönetenleri yozlaştırır; halk için ise çekilmez bir düzene dönüşür.

Oysa hukuk, zulmetmek için değil, adalet sağlamak için vardır. İnsanlık binlerce yıllık bir süreçte demokrasiyi, hukukun üstün olduğu düzeni boşuna geliştirmedi. Medeniyet, ancak hukukun herkese eşit uzaklıkta olmasıyla mümkün olabilir. Tarih boyunca insanlık hep daha ileriye gitmiştir; barış içinde, özgür bir yaşam için hukuk düzeni de sürekli gelişmelidir. Ancak bugün “İleri demokrasi”, “Yeni Türkiye”, “Gelişen Türkiye” gibi söylemlerle hukuksuzluğu meşrulaştırmaya çalışmak, ne insan haklarına ne de dini bir bakış açısına uygundur. Bizler “Hz. Ömer adaleti” ile yetişmiş bir milletiz. Hukuk, herkes için gereklidir; kimse vazgeçilmez değildir.

“Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” dercesine bir yolculuk içindeyiz. Ama gitmemiz gereken yer, hukukun üstünlüğüne inanılan, insan haklarına saygılı, herkesin eşit haklara sahip olduğu, insanca yaşamın hüküm sürdüğü bir ülke olmalıdır. Bu şartları oluşturacak olanlar ise, bu milleti daha iyi şartlarda yaşatma sözüyle iktidara gelenlerdir.

Hiç kimse milletten büyük değildir. Aslolan milletin varlığı ve sürekliliğidir.

“Benden sonra adalet arayan Müslüman kardeşlerime deyin ki, Hz. Ömer öldü. Vallahi artık adalet ahirete kalmıştır.” (Hz. Ömer)