Haberi Dinlemek için TIKLAYINIZ...!

Emekli İnsan Değil mi?

Gerek Sosyal Güvenlik Kanunu çerçevesinde yapılan değişiklikler, gerekse makyajlı TÜİK rakamlarıyla emekliler açlık sınırının altında yaşam mücadelesi vermeye mecbur bırakılmıştır. Yıllardır büyüme rakamlarıyla övünenler, bu büyümeyi toplumun yalnızca belirli bir kesimine aktarmış; bunun sonucunda emeklinin alım gücü eriyip bitmiş, çarşı pazara çıkmaya korkar hale gelmiş, yaşama sevinci yok olmuştur.
  Milyonlarca emekliyi en düşük emekli maaşı seviyesi olan 18.500 TL’de eşitleyen AKP hükümeti, emekliyi açlıkta eşitlemeyi başarmıştır. Oysa isminde “Adalet” olan AKP, halkın refahını artırmak için kurulduğunu ve bu amaçla çalıştığını her fırsatta dile getirmektedir. Ancak uygulamada emekliyi sürekli bir yük olarak görmüş, emeklilerin primlerini yok saymış ve eşitlik ilkesini hiçe sayan adaletsiz politikalarıyla sosyal devleti adım adım yok etmiştir.
  Emeklileri en düşük seviyede birleştirmek isteyen AKP, hem daha uzun süre prim ödeyenleri hem de daha yüksek oranda prim yatıranları, düşük primlilerle eşitleyerek cezalandırmıştır. Yıllarca devletin kasasına akan primler, emekliye yansıtılması gerektiğinde neredeyse sadaka gibi dağıtılmıştır. Bunun sonucunda ortalama maaşlar erimiş, alım gücü yerle bir olmuştur.

Eğitimden sağlığa, hukuktan sosyal adalete kadar pek çok alanda olduğu gibi emeklilik sisteminde de eski kötü düzeni bile aratır hale getiren AKP hükümeti, bugün 5 milyon emekliyi açlık sınırının altında eşitlemiştir. Bu eşitlik değil, açık bir adaletsizliktir. Emekliyi yoksullukta ve sefalette eşitlemek, onları yok saymaktır.
  TÜİK’in makyajlı enflasyon verileriyle yapılan zamlar, alım gücünü çok hızlı biçimde eritmiştir. Açlık sınırı 23.256 TL iken milyonlarca emeklinin maaşı bunun altında kalmıştır. Bu tablo, ekonomik eşitsizliğin matematiksel kanıtıdır. Prim ödeme sistemindeki adaletsizlik ise başlı başına bir skandaldır. Uzun yıllar yüksek prim ödeyen emekliler, düşük primlilerle eşitlenerek cezalandırılmaktadır.

Emekli maaşı asgari ücretin %22 altına düşürülmüş; 2003 yılında asgari ücretin %148’i olan memur emekli maaşı, bugün açlık sınırının yarısına mahkûm edilmiştir. AKP, bu politikalarla ekonomiyi “büyütmüş” gibi görünse de gerçekte yalnızca kendi yandaşlarını ve zengin sayısını büyütmüş, gelir dağılımını kendi elleriyle bozmuştur.
  Görünen o ki AKP döneminde emekli maaşları, planlı bir yoksullaştırma politikasının ürünüdür. 2008 yılında çıkarılan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile Aylık Bağlama Oranı yüzde 70’ten yüzde 30’a düşürülmüştür. Bu değişiklik, emekli maaşlarını doğrudan yarıya indirmiştir. Eğer eski oran korunmuş olsaydı, bugün en düşük emekli maaşı 35.000 TL civarında olacaktı. Aradaki fark, emeklinin nasıl yoksullaştırıldığının en somut göstergesidir.
  Üstelik Perşembe günü görüşülecek düzenlemeyle en düşük emekli maaşının 20.000 TL seviyesine çıkarılması planlanmaktadır. Bin TL civarındaki bu artışı “lütuf” gibi sunma çabaları ise trajikomiktir.
  2019’da en düşük emekli maaşı alanların sayısı 1 milyon iken, 2023’te 2 milyon, 2025’te 4 milyon olmuştur. 2026’daki artışla birlikte 20.000 TL maaşla geçinmek zorunda kalan emekli sayısının 5 milyona çıkacağı görülmektedir. Zamlar enflasyon ve refah payı oranında eşit uygulanmadığı için ortalama maaşlar hızla düşmektedir.
  AKP’nin emekli politikaları artık iflas etmiştir. Emekliler, yıllarca katkıda bulundukları sisteme yabancılaşmış; normlar bozulmuş, sosyal bağlar kopmuş, emekli adeta cezalandırılmıştır. Emekli olduktan sonra çalışmak zorunda kalanların sayısı hızla artmış, iş kazalarında hayatını kaybeden emekli sayısında ciddi artış yaşanmıştır.
  Hayatta kalmak için çalışmak zorunda kalan emeklilerin aile yapıları zedelenmekte; emekliler dinlenmek, gezmek, torunlarına bakmak yerine sokak sokak iş aramaktadır. Sosyolojik araştırmalar, bu yoksulluğun depresyonu ve intihar oranlarını artırdığını ortaya koymaktadır. Emekliler, “dinlenme dönemi” yerine “hayatta kalma mücadelesi” yaşamaktadır.
  Bu eşitsizliğin ulaştığı boyut, toplumsal dayanışmayı da yok etmiş; emekliler birbirine düşman edilmiştir. Sosyolojik açıdan bu tablo, açıkça bir “yoksullukla yönetme” stratejisidir. Amaç, emekliyi bağımlı kılarak sadaka ekonomisi üzerinden oy konsolidasyonu sağlamaktır.
  Buradan bütün milletvekillerine sesleniyorum:
Emekli de insandır. Onların da sağlıklı, huzurlu ve kimseye muhtaç olmadan yaşama hakkı vardır. Lütfen emeklinin çığlığını duyun. Perşembe günü yapılacak görüşmede önerge vererek en düşük emekli maaşını asgari ücretle eşitleyin ve diğer emeklilere de aynı oranda zam yapılmasını sağlayarak yok edilen sosyal adaleti yeniden tesis edin. Sizin seçilmenizde payı olan emeklileri asla unutmayın.
  “Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesidir.”
  Mustafa Kemal Atatürk