Kartal Tepesi Ağlıyor

Aydın Dağları, Ege Bölgesi’nde yer alan dağ sırasıdır. Antik adı Messogis olan bu dağlar, tarih boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Yöre halkının “Kartal Dağı” olarak andığı Kartal Tepesi ise Aydın Dağları üzerinde, Germencik ile Tire arasında yer alır. Doğal güzellikleri, arkeolojik zenginliği ve stratejik konumuyla öne çıkan bu bölge, son yıllarda büyük bir tehdit altındadır.
Kartal Dağı, yalnızca coğrafi bir yükseklik değil; binlerce yıllık tarihi mirası ve biyolojik çeşitliliği barındıran eşsiz bir yaşam alanıdır. Güney yamaçlarında Sandal ağaçları, kuzey yamaçlarında ise Kızılçam ormanları hâlâ korunmuş durumdadır. Antik tapınma alanları, mezarlıklar, yamaç yerleşkeleri ve su kaynaklarıyla adeta bir açık hava müzesidir. Aynı zamanda bölge, incir ve zeytin tarımı açısından da hayati önemdedir. Havası, suyu, toprağıyla çevresine can verir; doğası adeta bir oksijen deposudur.

UNESCO tarafından “Dünyanın Yedi Harikası” arasında gösterilen Artemis Tapınağı’nın kutsal arazisi içinde yer alan Kartal Dağı, Efes-Sardes arasındaki Kral Yolu’na ve Küçük Menderes Tarım Havzası’na hâkim 850 metrelik zirvesiyle büyük bir stratejik öneme sahiptir. Bölgede yapılan arkeolojik kazılar, farklı medeniyetlerin burada iz bıraktığını net biçimde ortaya koymaktadır.
Ancak tüm bu değerler, gözünü para hırsı bürümüş kişi ve şirketlerin tehdidi altında yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Önce Tire tarafında bir taş ocağı açıldı, ardından çok sayıda taş ve mermer ocağı için başvurular yapıldı. Bu girişimlerin gerçekleşmesi durumunda; orman alanları tahrip olacak, su kaynakları kirlenecek, doğa geri dönülemez biçimde zarar görecek, incir ve zeytin üretimi olumsuz etkilenecek ve bölge halkının ekonomik düzeni bozulacaktı.

Bugünse Kartal Dağı, GES (Güneş Enerji Santrali) ve RES (Rüzgâr Enerji Santrali) projeleriyle tehdit ediliyor. Şimdiden çalışmalarına başlayan bazı şirketler doğayı yok etmeye başladı bile. Bu tesisler yalnızca elektrik üretmeyecek; aynı zamanda bölgedeki tarımsal verimi düşürecek, özellikle zeytin ve incir üretimini sekteye uğratacaktır. Büyük ve Küçük Menderes ovalarını besleyen bu doğal yapı bozulduğunda, sofralarımızdaki birçok ürünün kaynağı da kuruyacaktır.
Ormanların yok edilmesi, ekolojik çeşitliliği tehdit etmekte; küresel ısınma ve iklim değişikliğini hızlandıracak bir tahribatı beraberinde getirmektedir. Bölge halkı bu gelişmelerden doğrudan ve derin biçimde etkilenecektir. Binlerce yıldır buraya kol kanat geren Kartal Dağı, “Arkeolojik ve Doğal Sit Alanı” ilan edilmesi gerekirken, dozerler ve dinamitlerle yok edilmeye çalışılmaktadır.

Efes’in içme suyu ihtiyacını karşılayan 40 kilometrelik antik su kanalının geçtiği bu kutsal alan, hem doğal hem de tarihi özellikleriyle taş ocaklarına ve enerji şirketlerine terk edilemeyecek kadar kıymetlidir. Dağın zirvesinde ve derinliklerinde bulunan tapınak tarzı kutsal alanlar, mezarlıklar ve yerleşim kalıntıları, geçmişte kayıt altına alınmış olmasına rağmen bugün patlatılan dinamitlerle birer birer yok edilmektedir. Bu yok oluş, video ve fotoğraflarla belgelenmekte; ama hâlâ dur denilmemektedir.
Kartal Dağı’na kurulması planlanan enerji üretim tesisleri, tıpkı bir bıçak gibi bu kadim dağın kalbine saplanmaktadır. Ormanlar katlediliyor, devasa yollar açılmak için ağaçlar kesiliyor, dinamit patlatmaları dur durak bilmiyor. Tarih yok ediliyor, doğal sit alanları harap ediliyor. Etraftaki tarım arazileri ve incir bahçeleri ise tozdan etkilenip kırmızı örümcek gibi hastalıkların pençesine düşüyor; tarımsal üretim büyük darbe alıyor.
Tüm bu yaşananlar, sadece doğanın değil; insanın da yok oluşuna giden bir yoldur. Sırf rant uğruna yapılan bu doğa kıyımına kim “dur” diyecek?
Germencik Belediye Başkanı Burak Zencirci ne yapıyor?
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu ne yapıyor?
Aydın Valisi Yakup Canpolat ne yapıyor?
Bilen, duyan var mı?
Victor Hugo’nun dediği gibi:
“Hepimizin bir annesi vardır: Toprak.”
O annemize sahip çıkmazsak, biz de yok oluruz.
















































