Sınır Tanımayan Sahtekârlar

“Sınır Tanımayan Doktorlar”ı hepimiz biliriz. Savaş bölgelerinde, afet alanlarında, yoksulluğun pençesindeki coğrafyalarda hayat kurtarmak için çalışan, tarafsızlığı ve insanlığı ilke edinmiş bir uluslararası yardım kuruluşudur. Nobel Barış Ödülü’ne layık görülmüş bu örgütün mensupları, tehlikeyi, yokluğu, ölümü göze alarak insanlık onurunu savunurlar. Onların sınır tanımazlığı, insanlık içindir.
Ne yazık ki bizim ülkemizde de bir başka tür “sınır tanımayanlar” türemiş durumda: Sınır Tanımayan Sahtekârlar.
Onlar da gözünü budaktan esirgemez. Her yolu mubah görür, her kapıyı çıkar uğruna zorlar. Ahlak, liyakat, hak, hukuk tanımazlar. Hedefleri bellidir: Kısa yoldan makam, para ve itibar sahibi olmak.
Son günlerde ortaya saçılan “sahte diploma” skandalları bu karanlık tabloyu bir kez daha gözler önüne serdi. Sahte diplomalarla akademik unvanlar alanlar, sahte belgelerle devlete kapağı atanlar, usulsüzlükle hak gasp edenler… Aralarında doçentler, profesörler, doktorlar, kaymakamlar, hâkimler, öğretmenler var.
Evet, yanlış duymadınız: Sahte öğretmenler! Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yüzlerce sahte öğretmen tespit edildi. Üstelik bu rakamın çok daha yüksek olduğu, açıklamaların siyasi nedenlerle askıya alındığı da iddialar arasında.
Bu çürümüşlüğün izleri sadece eğitimle sınırlı değil. Son 20 yılda devlet kadrolarına 20 binden fazla kişinin sahte belgelerle yerleştirildiği iddia ediliyor. 40 bini aşkın sahte diploma söz konusu. Hatta notların değiştirildiği, sınav sonuçlarının oynandığı, akademik ilerlemenin bile torpille şekillendiği bir sistem kurulmuş. Ve bu sistem, liyakat sahibi binlerce gencin önünü kapatmış durumda.

Bu tablo, sadece birkaç “yalancı”nın değil; 23 yıldır inşa edilen çarpık bir düzenin ürünüdür.
Denetimin askıya alındığı, liyakatin dışlandığı, eleştirinin bastırıldığı, cemaatlerin ve çıkar gruplarının devletin damarlarına sızdığı bir yapının…
Cumhuriyetin tüm kazanımlarını tehdit eden bir düzendir bu. Kamu hizmeti, sahtecilere ve torpillilere teslim edilmiştir.
İşin en vahim tarafı ise, bu kadar büyük bir skandala rağmen iktidarın sessizliğidir. Yapılan cılız açıklamalar ise adeta halkla alay eder nitelikte.
Bilişim Teknolojileri Kurumu Başkanı, sahtecilikle mücadele görevini üstlenen kurumun başındaki isim olarak, özgeçmişindeki on diplomanın dördünü “sessizce” siliyor.
Bir başka siyasetçi, Metin Külünk, “Peygamberimizin diploması yoktu” diyerek sahteciliği meşrulaştırmaya çalışıyor.
Konya Milletvekili Mehmet Baykan, yaşananları, “Dünyanın her yerinde olur” diyerek sıradanlaştırıyor.

İşte bu açıklamalar bile sistemin ne kadar savunmasız, ne kadar ciddiyetsiz bir noktaya sürüklendiğinin göstergesidir. Bu çürümüşlüğün üzeri örtülemez. Örtülmemeli.
Bu sahtecilik şebekesi tamamen ortaya çıkarılmalı, bağlantıları ifşa edilmeli, sahte diplomalıların görevleri iptal edilmeli ve yargı süreci derhal başlatılmalıdır.
Çünkü bu işin bedelini, bu ülkenin tertemiz gençleri ödüyor. Hakkıyla sınav kazanıp elenen, yıllarca emek verip torpile yenilen, geleceği karartılan gençler…
Onların hakkı, sahtekârların değil; bu ülkenin gerçek sahiplerinindir.
Bu yozlaşma durdurulmazsa, sadece bugünü değil, yarını da kaybederiz.
Unutmayalım:
“Haksızlığa karşı çıkıp hakkını aramayan, hem hakkını hem şerefini kaybeder.”
(Hz. Ali)
















































