Siyasi Fahişelikte Nirvana

Tarihin en eski mesleklerinden biri olarak kabul edilen fahişelik, toplumsal hafızada yerini her zaman korudu. Ancak bu mesleğin siyasal alandaki karşılığı olan “siyasi fahişelik”, ahlaki yozlaşmanın en rafine örneklerinden biri olarak günümüzde tüm çıplaklığıyla karşımızda duruyor.
Siyasi fahişelik, ideolojik ilkesizlikten beslenen, inandığı değerleri menfaat karşılığında terk edenlerin sürdürdüğü bir tutumdur. Bugün siyasetin hemen her kademesinde buna rastlamak mümkün. Öyle ki; yüzünüze gülüp dostluk pozları veren bazı aktörlerin, arka planda itibar suikastları planladığına tanıklık ediyoruz. Siyasette samimiyetin yerini entrika almış durumda. Özellikle yaklaşan seçimler öncesinde bazı isimlerin, yol arkadaşlarını saf dışı bırakmak adına başvurduğu yöntemler ibret verici.
Sanatla, basınla, ticaretle uğraşan bazı kesimlerde olduğu gibi siyasette de “fahişelik” yapanlar var. Ancak bunlar, bildiğimiz anlamda değil; kendi çıkarları için her maskeyi takabilen, inandığını söylediği her değeri terk edebilen tipler. Bunu da büyük bir gizlilik ve maharetle yürütüyorlar. Sanki halka hizmet etmek için değil, birilerinin gözüne girmek için siyaset yapıyorlar.

Bu tür siyasetçilerin asıl hedefi makam ve mevkidir. Partisi tarafından aday gösterilmediği anda soluğu başka bir partide almak, dün savunduğu tüm ilkeleri bir çırpıda inkâr etmekten çekinmezler. İlkesizlikle malul bu tipler, siyasetteki yozlaşmanın hem ürünü hem de taşıyıcısıdır. Bugün “evet” dediklerine, yarın “hayır” demekte beis görmezler. Dün “hain” dediklerini bugün kardeş ilan ederler. Açılım deyip sonra tutuklarlar; ip atıp halay çekerler, sonra sırt çevirirler.
1980 darbesinden sonra yaşanan partiler arası geçişlerin, koltuk için yapılan siyasi manevraların bazı isimleri nasıl “fırıldak” haline getirdiğini unutmadık. Bugün o “fırıldaklar”, meğer bir dönemin fragmanlarıymış. Asıl film şimdi vizyonda.
Yarın ne mi olur?
Bugün birbirine en ağır sözleri söyleyenler, yarın kol kola girip Alparslan Türkeş’in mezarını ziyaret ederse hiç şaşırmayın. Siyaset, çıkarlar söz konusu olduğunda ilkeleri çok kolayca tüketebiliyor. Bu nedenle MHP ile DEM Parti’nin bir ittifakta buluşması ihtimali artık kimseye “imkânsız” gelmemeli. Çünkü siyasette artık imkânsız diye bir şey kalmadı. Siyasi ilke ve omurga, yerini yalnızca “kazanmaya” bıraktı.

Topluma her fırsatta “dokunulmaz” alanlar olduğunu, “buralara girilirse yanarız” diyerek korku pompalayanların, perde arkasında neler çevirdiğini görmek istemiyorlar bizden. Oysa siyaset sahnesi, kimin neye dönüştüğünü görmek isteyenler için oldukça öğretici.
Velhasıl; siyaset kurumu, ülkeyi ileriye taşıyacak omurgalı insanlara muhtaç. Ancak ne yazık ki, ilkesizlikte zirveye ulaşan, yani siyasi fahişelikte Nirvana’ya erenler tarafından kuşatılmış durumda. Ve bu tabloya bakınca asıl kaybedenin sadece siyaset değil, toplumun kendisi olduğunu görmemek mümkün değil.
Ahmet Kaya’nın sesinden, Orhan Kotan’ın kaleminden yükselen o dizelerle bitirelim:
“Yeni bir dünya için kardeşler
Yeni bir dünya için bu kavga
Bu kan, bu zulüm
Yeni bir dünya için kardeşler
Yeni bir dünya için bu sabır
Bu kin, bu sancı…”
















































