Televizyon Halkı Çökertiyor!

Televizyon, ülkemizde nispeten yeni bir kavram. Renkli yayınların geçmişi yaklaşık 40 yıl, özel televizyonların ise 35 yıl kadar geriye gidiyor. İlk zamanlarda televizyonlar, kısa süreli ve daha çok haber, müzik, spor, eğlence ve eğitim odaklı yayınlar yapıyordu. Ancak zamanla bu programlar değişime uğradı. Spor, müzik, haber gibi tek bir konuya odaklanan kanallar ortaya çıkarken, eğitim içerikli programlar neredeyse tamamen yok oldu. Yayın kalitesinin düşmesi yetmezmiş gibi, özellikle gündüz kuşağı programları ve bazı diziler toplumsal dejenerasyonu artırarak ahlaki çöküşe neden oldu.

Bugün televizyon, halkın zihinsel sağlığına yönelik adeta bir saldırı aracına dönüşmüş durumda. Başta RTÜK olmak üzere, bu çöküşü durdurması gereken kurumlar ise yeterli önlemi almıyor. Gündüz kuşağı programları, toplumun ahlaki ve kültürel değerleriyle oynuyor; bizi, vahşi kapitalizmin kölesi haline getirmeye çalışan bir sistemin parçası yapıyor.

Bu programlar, toplumsal dayanışmayı ve insan sevgisini zayıflatıyor. İzlenme oranlarını artırmak için kavgalar, dedikodular, yalanlar ve ahlaki değerlerden uzak içerikler ön plana çıkarılıyor. Dürüstlük, saygı ve nezaket gibi temel kavramlar, reyting uğruna göz ardı ediliyor.

Gençler ve Çocuklar Tehlike Altında

Çocuklar ve gençler, ekranlarda gördükleri davranışları rol model olarak benimsiyor. Böylece kültürel mirasımız ve ahlaki değerlerimiz bir nesilden diğerine aktarılamıyor. Bu programlarda sürekli olarak çarpık aile ilişkileri, bireyler arasındaki güven eksikliği, entrikalar ve yüzeysel ilişkiler işleniyor. Televizyonun sunduğu bu sahte gerçeklik, toplumsal yapıyı kökten sarsıyor.

Gündüz kuşağı programları, etik değerleri yok sayarak bireysel çıkarları ön plana çıkarıyor. Çatışma kültürünü yaygınlaştırıyor ve kısa vadeli kazançları meşru göstererek toplumun ahlaki yapısını zedeliyor. Toplumu eğitmesi ve etik değerleri pekiştirmesi gereken medya, tam tersine toplumun ahlaki çöküşünü hızlandırıyor.

Bu programların sunduğu hayat tarzı, insanları daha fazla tüketmeye, daha lüks yaşamaya, daha az düşünmeye ve empati yapmamaya teşvik ediyor. Özellikle çocuklar ve gençler, televizyonun dayattığı yanlış değerleri içselleştirerek büyüyor. Böylece dürüstlük, empati, sabır, saygı ve sevgi gibi kavramlar arka planda kalıyor. Toplumsal güven erozyona uğruyor, her zaman gurur duyduğumuz dayanışma ruhu kayboluyor.

Çözüm Nedir?

Ülkemizdeki gündüz kuşağı programları, toplumun ahlaki yapısını ve gençlerin zihinsel gelişimini olumsuz etkiliyor. Bu durumun değişmesi için hepimizin sorumluluk alması gerekiyor. Daha bilinçli, eğitimli ve ahlaklı bir toplum için televizyon programlarının içeriğinin sorgulanması şart.

Toplum, televizyonun esiri olmak yerine kitap okumayı, spor yapmayı, doğayla iç içe olmayı bir yaşam biçimi haline getirmeli. Denetim tek başına yeterli değildir; okullarda ve yetişkin eğitim programlarında medya okuryazarlığı dersleri verilerek halkın bilinç seviyesi artırılmalıdır.

Ayrıca RTÜK, gerçek anlamda halkın yararına çalışacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Ulusal kampanyalar ve bilinçlendirme projeleriyle, halkın medya içeriklerinin nasıl manipülatif olabileceğini anlaması sağlanmalıdır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi:
“Basın hürriyetinden doğan mahzurların giderilme vasıtası, yine basın hürriyetidir.”

Televizyon, bir milletin geleceğini inşa eden en güçlü araçlardan biridir. Ancak bu aracın toplumun aleyhine kullanılması, hepimizin geleceğini tehlikeye atmaktadır. Bu yüzden, bilinçli bireyler olarak harekete geçmeli ve kaliteli medya içerikleri için ortak bir çaba göstermeliyiz.