Yangınlar, Çaresizlik ve Damacana

“Yanan yalnızca ormanlarımız değil, ülkemizin ciğeridir, nefesidir.”
Doğal döngü içerisinde orman yangınları zaman zaman olağan bir durum olarak görülse de, günümüzde çıkan yangınların neredeyse tamamı insan kaynaklıdır. Türkiye’deki orman yangınlarının büyük bir kısmı Ege, Akdeniz ve Marmara bölgelerinde meydana gelmektedir. Özellikle yaz aylarında sıcaklığın arttığı, nem oranının düştüğü ve rüzgarın etkisini artırdığı günlerde, en küçük bir dikkatsizlik bile büyük felaketlere yol açabilmektedir.

Yıllardır aynı bölgelerde çıkan yangınlar sonucu çok geniş alanlar yok olmuş; insanlar hayatını kaybetmiş, evcil ve yabanî hayvanlar telef olmuştur. Ne yazık ki ülkemizde, geçmiş yangınlardan yeterince ders alınmamış; her felakette önlemlerin yetersiz kaldığı bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Komşumuz Yunanistan, yüzölçümü bakımından Türkiye’den altı kat daha küçük olmasına rağmen, elindeki yangın söndürme uçağı sayısı bizimkinden dört kat fazladır. Bizde ise, yönetenlerin bu konuda ciddi bir hazırlık yaptığına dair bir işaret yok. Gerçekçi çözümler yerine, Kuşadası çevresinde olduğu gibi, yol kenarlarına bırakılan 19 litrelik su damacanalarıyla yetiniliyor.

Damacana demişken… Türkiye’nin üçüncü büyük şehri İzmir’deki bir yangında, çaresiz kalan yurttaşlar yangını damacanalarla söndürmeye çalıştı. Bu görüntüler, yalnızca çaresizliğin değil, aynı zamanda ihmalkârlığın da fotoğrafıydı.
Eskiden orman yangınlarına gerektiğinde doğrudan müdahale edebilen askerî birlikler, artık merkezden emir gelmeden kışlalarından çıkamıyor. Ülke yangın yerine dönmüşken, buradaki yangınlara müdahale etmeyip Suriye’deki yangınlarla ilgilenebilecek kadar vurdumduymaz davranabiliyoruz. Yangın söndürme konusunda geliştirilen inovatif projelere ilgi göstermiyor, gerekli teknolojik donanımı sağlamakta geç kalıyoruz.

Başta İzmir olmak üzere, ülkenin birçok noktasında çıkan yangınlar yalnızca doğayı değil; insanların yaşam alanlarını, ekonomik kaynaklarını ve umutlarını da yok ediyor. Sadece İzmir çevresinde bir ay içerisinde yaklaşık 25 bin hektar alan kül oldu. Yangınlara müdahalede yaşanan koordinasyon eksiklikleri felaketi büyüttü. Bazı bölgelerde müdahale süresi saatleri buldu ve bu durum yangınların kontrol altına alınmasını geciktirdi.
İzmir’deki yangınlarda üç yurttaşımız hayatını kaybetti; yüzlerce ev ve ahır kullanılamaz hale geldi. Binlerce insan tahliye edildi; zeytinlikler, üzüm bağları, tarım alanları, incir bahçeleri, endemik bitkiler ve hayvanlar yok oldu. Tarımsal zarar yüz milyonlarca lirayı buldu.

Bu yangınlar sadece bir çevre felaketi değil; aynı zamanda yönetim, koordinasyon ve toplumsal bilinç eksikliği sorunudur. Ormanlarımızı yalnızca yangınlardan değil, ihmallerden ve ilgisizlikten de korumak zorundayız.
Yangınlara karşı halkı bilinçlendirmeli, eğitim çalışmalarını yaygınlaştırmalıyız. Yangına müdahale ekiplerinin sayısını artırmalı, müdahale hızını yükseltmeliyiz. Ekipleri İHA’lar, gece görüşlü helikopterler ve modern araçlarla desteklemeli; teknolojik yatırımlar yapmalıyız. Ağaçlandırma ve rehabilitasyon çalışmalarını bölgesel koşullara göre planlamalıyız.
Unutmamalıyız ki, yanan sadece bir orman değil; bir kuşun yuvası, bir çocuğun oyun alanı, bir annenin tarlası, bir dedenin hayvanı, bir ülkenin nefesidir. Bu ülke bizim, gelecek bizim, ormanlar hepimizindir.
Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi:
“Ağaç, çiçek ve yeşillik uygarlık demektir.”
















































